Muğla ve tarihi üzerine yazılar...

Muğla linkleri

Sayfalar

20 Aralık 2014 Cumartesi

Eski Muğla, Saburhane Mahallesi’nde yaşıyor


Kiraz, erik ağaçlarının yükseldiği serin avluları, mozaik kaplı girişleri, ahşap oymalı pencereleriyle bir eski zaman mahallesi Saburhane. Muğla merkezinde, Asar Dağı’nın güney eteklerinde. Sadece meraklı gezginler ve mimari öğrencileri biliyor bu gizli mahalleyi.

Saburhane Mahallesi, kentin doğusuna düşüyor. Ulaşmak için öncelikle şehir merkezindeki Arasta Çarşısı’nı bulup, hemen yukarısındaki elektrik santraline doğru yürüyeceksiniz. Saburhane, Asar Dağı’nın güney eteklerinde, bu santralin üstündeki alana kurulmuş. İki katlı beyaz kireç boyalı evlerin sıralandığı sokakları, ikindi serinliğinde kapı önünde neşeli sohbete koyulan kadınları, arastalarındaki eski küçük dükkanlarıyla sizi geçmiş yüzyıllara götürüyor.

1923 yılına kadar Rumlar ve Türkler bu mahallede birlikte yaşamış. Mübadelede Yunanistan’a giden Rumların ardından, Türk mahallesi haline gelen Saburhane’de evlerin tamamı kentsel sit alanı olarak korunmaya alınmış.

Eski mahalleye açılan davetkar sokaklara girmeden önce, Akdeniz’in yakıcı sıcağından kaçıp serin bir nefes almak isterseniz, meydanın hemen ortasında, sağlı sollu asmalarla çevrilmiş kahvehanelere uğrayın. Akdeniz usulü adaçayı için. Biz de bu kahvehanelerden birinde soluklandıktan sonra mahalleyi keşfe çıkıyoruz...

KUZULU KAPILAR AVLUYA AÇILIYOR

Bölgedeki ilk yerleşim MÖ 3000’lerde, Doğu Yunanistan ile Batı Anadolu kıyıları arasındaki karşılıklı göçler sırasında kuruluyor. Akhalar, Karya ve İoniya kıyılarında birçok koloni kenti oluşturuyor. Ancak, MÖ 546’da Persler bu kentleri ele geçiriyor. Sonraları İskender’in egemenliğine giren bölge, Rodos Krallığı ve Doğu Roma sınırları içinde kalıyor. Türkler’in eline geçmesi ise 1261 yılından sonra Menteşoğulları dönemine rastlıyor. Osmanlılar zamanında nüfusu Müslüman Türkler ve Rum azınlık oluşturuyor. O zamanlarda Rumlar değirmencilik, dülgerlik, fırıncılık, hamamcılık ve terzilik yaparken, Müslümanlar tarım ve hayvancılıkla uğraşıyor.

Mahalledeki evlerin yaklaşık yüzde 70’i metruk halde. Bir kısmı sahipleri tarafından onarılmış. Beyaz kireçle giydirilmiş evlerin arasında dolaşmaya başlayınca girişlerine takılıyor gözümüz. Biri diğerine benzemeyen bu büyük kanatlı ahşap kapıların içinde, insanların girip çıkabileceği daha küçük bir kapı var. Geniş iki kanatlı, avlu duvarının yüksekliğiyle orantılı “Kuzulu kapı”ların çoğunun üzerinde iki tarafa meyilli, kiremit örtülü, ahşap birer çatı bulunuyor. Bu büyük kapıların ardında saklanan iç avlularda ise ayva, erik, kiraz ağaçları ve çiçekler sıralanıyor. Saburhane’nin misafirperver kadınları sayesinde evlerin iç kısımlarını görme şansını yakaladığımızda, ahşap pencere, merdiven ve döşemelerdeki el işi desenleri tek tek keşfediyoruz. Ününü daha önceden duyduğumuz Hafize Teyze’nin evine de uğruyoruz. Topaltı 1 Numaralı Çıkmazı’ndaki evin sahibi Hafize Kaşıkara, altı yıl önce vefat etmiş. Evi bakımsızlıktan biraz yıpranmış olsa da güzelliğini koruyor. Çakıl, mozaik ve kayrak taş döşeli bir avludan geçilerek giriliyor yapıya. Belediye tarafından koruma altına alınmış. Evdeki ahşap kokusu, işlemeli döşemeler, oymalı tavan süslemeleri geçmişin dünyasından güzellikler taşıyor bugüne. Belli ki Hafize Teyze hayatını, duygularını işlemiş bu eve.

BACALAR 52 KİREMİTLİ
Mahallenin sokakları, dar sokaklara çıkarken, her ev zamana tanıklık ediyor. Çift taraflı merdivenle girilen bir evin önünde soluklanıyoruz. Tıpkı evler gibi çocuklar da zamanın yavaş ilerleyişine ayak uydurmuş; beş taş oynuyorlar. Yörenin evlerinin çatılarını süsleyen bacaların da ilginç bir özelliği var: Muğla’ya özgü şekilde, 52 yöresel kiremitten yapılmışlar. Simgesel özelliğinden dolayı, belediye bu bacaları amblemine taşımış.

Saburhane Mahallesi’nin, Yukarı Mahalle denilen kısmına geçmeden evvel midemizin sesine kulak vererek açlığımızı gidermeye karar veriyoruz. Sokaklardan Arasta’ya doğru inince bir çok dükkanın yer aldığı şadırvana ulaşmak mümkün. Yöresel yemekleri bulabileceğiniz küçük lokantalar var bu çarşıda... Girdiğimiz küçük lokantada yediğim börülcenin tadı hala damağımda... Muğla’ya gelip de ciğer sarma, keşkek, tarator ve büryan kebabı yemeden dönmek olmaz. Otlu yemekleri sevenler için yörede bolca çeşit mevcut. Tatlı denilince sizin için akan sular duruyorsa, Muğla’nın “çıtırmık” adı verilen irmik helvasını çok seveceksiniz.

Arasta’nın eski dükkanları, zanaatkarlarını birer birer yitirse de zamana karşı direniyor. Semer, demir, kalay ustaları bu çarşıda adeta zamanı durduruyor elbirliğiyle. Yöresel yemek ziyafetinden hemen sonra, yukarı mahalleye doğru çıkmadan önce, Saburhane Mahallesi’ndeki kahvehanelerden birinde asma ağaçlarının altında kahvemizi yudumluyoruz. Ardından bu keyifli geziyi, günbatımında Yukarı Mahalle’den kuşbakışı Saburhane’ye Muğla’ya bakarak uğurluyoruz.

Hürriyet Gazetesi Seyahat Eki, 29 Haziran 2009

0 yorum:

Yorum Gönder