Muğla ve tarihi üzerine yazılar...

Muğla linkleri

Sayfalar

30 Mayıs 2015 Cumartesi

Karabağlar Yaylası


Uzun yıllardan beri Muğla’lıların yaz aylarını geçirdikleri, kentin eskiden en önemli geçim kaynağı olan bugün ise bu anlamda önemini kısmen koruyan Karabağlar Yaylası gerek bütün kış kente yetecek tarımsal üretimin yapılması gerekse Muğla’nın tarihsel sürecinde önemli bir yer tutması açısından geleneksel kent yaşamının bir uzantısıdır.

Yayla, asırlar boyunca kendi kendine yetmeye çalışan Muğlalı'nın kapalı ekonomik yapısı içinde çok önemli bir yer işgal eder. Yılın yarısı yaylada geçirilirken hem günlük ihtiyaçlar karşılanır hem de kışın Muğla’da yenilebilecek kuru sebze, domates salçası, tarhana, sucuk, kavurma, makarna ve pekmez hazırlanırdı. Her yurdun bir bağı bulunurdu. Buna bağlı olarak elden edilen bilgiler yaylada şarapçılık da yapıldığını göstermektedir. 

Türkler’in Anadolu’ya girmelerini izleyen yıllarda kuraklık nedeniyle hayvanları için otlak aramaya başlamışlar ve Karabağlar’ın kuzeyindeki Düzey denilen tepeye gelip yerleşmişlerdir. 1671 yılında Muğla’ya gelen Evliya Çelebi Karabağlar Yaylasını görmüş ve yaylanın 11 bin bağdan oluştuğunu, yaz günleri sekiz ay boyunca Muğla ve Ula şehri halkının burada kaldığını belirtmektedir. Evliya Çelebi’ye göre burasının Osmanlı ülkesinde bir benzeri yoktur. Ne Malatya’nın Aspuzu’su ne de Konya’nın Meram’ı ile karşılaştırılabilir. Engür, karaağaç, çınar, meşe, ergavan ağaçları yüksek verimli üzüm bağları vardır. Karabağlar’ın yollarına giren kişi bir ağaç deryasında kaybolup yolunu bulamaz bağ yollarına güneş ışığı bile giremez. 

Yayladaki parsellere “yurt” ismi verilir. Genellikle 2-3 dönümlük mülkiyetlerdir ve ait oldukları ailelerin isimleriyle anılırlar.Yurtları birbirinden ayıran ve yayla yollarını da oluşturan yapının elemanları “kesik” ve “irim” gibi özel isimlerle anılmaktadır. Kesik; hem tarlaları birbirinden hem de yolları tarlalardan ayıran doğal malzeme topraktan oluşturulmuş, bunun da üstünü örten yer yer karaağaçlar ve çalı gruplarından oluşan doğal bölücü öğelerdir.Genellikle tarlanın ve kesiğin köşe yaptığı yerlerde kızılcık, kovam eriği gibi yaban ağaçlar bulunur ama bu ağaçlar asma ve böğürtlenlerle sarılmışlardır. Bu kısımlara kabalık denir. İrim iki yanında kesikler yer alan ve bunlar boyunca yükselen ağaç ve çalı gruplarının üstünü örttüğü, yaya geçişine açık en çok 1,5-2 mt genişliğinde olan doğal yol ağlarıdır. 

Karabağlar Yaylası Muğla’ya has bir kültürel yapıyı oluşturmaktadır. Bu kültürel yapı içindeki en önemli oluşum yayla içine dağılan kahvelerdir. Karabağlar Yaylası’nın her semtinde genelde anayol kavşaklarında bulunan ve yüksek çınar ağaçlarının (bunlara Muğla’da kavak denir) çevrelediği tarihi kahveler yer alır. Kahveler isimlerini bulundukları semtlerden almışlardır.Eskiden kahvelerin bulunduğu yerlerde fırın, bakkal, kasap gibi dükkanlar bulunmaktaydı. Bunlar dışında her kahvenin yanında bir mescit yer almaktaydı. Kahvelerin yanında yer alan mescitler, üstü kırma kiremit çatıyla örtülü, kareye yakın formda, ahşap ağırlıklı bir taşıyıcı sistemle kurulmuş, üç tarafı tamamen açık ve bu açıklıkların kendine has ahşap motifle kapatıldığı yazlık camiledir ve bir kısmı halen kullanılmaktadır.

Yayla Kahveleri

Keyfoturağı Kahvesi 

Yapım tarihi hicri 1287 (19. yüzyıl)'dir. Tek katlıdır ve yöresel mimari üslupla yapılmıştır. Keyfoturağı kahvesi mescit, kahve ve lokantadan oluşmaktadır. Mescit, dikdörtgen planlı, alaturka kiremit çatılıdır. Diğer kahvelerde bulunan mescitlerden farklı olarak, mescidinde ahşap tavan yer almaktadır. Bahçesinde 8 adet anıtsal çınar ağacı ve 2 adet kuyu bulunmaktadır. Kahve belediye tarafından kamulaştırılmıştır. Mescidi belediye tarafından tamir edilmiştir. 

SÜPÜROĞLU KAHVESİ 

Süpüroğlu; geçmiş yüzyıllarda, hem yazın başlangıcında hemde sonunda konaklama ve hayvanlar için temel besin kaynağı yeri olmuştur.

Önceleri göçebe halde yaşayan aile daha sonra toprağa bağlanmıştır. Süpüroğlu bu haliyle bir "Yörük Obası" olarak kurulmuştur.

Süpüroğlu taş yapılı ve kırma çatılıdır. Tek katlı bir yapıdır. Muğla halk yapı sanatı örneklerindendir. Bahçesinde yer alan 6 çınar anıtsal niteliktedir ve koruma altına alınmıştır. Bu çınarlardan 4 tanesinin 550 - 600 yıllık olduğu tespit edilmiştir. Bahçede yer alan ve 250 - 300 yıllık olabileceği düşünülen akçaağaç ise rüzgarın sesini ahenkli bir ezgiye dönüştürmesi açısından dikkat çekicidir.

Yapı, ilk şeklinde tek odalıdır. Göçebe yaşayışta ailenin bu odada yatıp kalktığı anlaşılmaktadır. Bu oda 30m2 civarındadır. O dönemde cam olmadığından kepengi pencere kullanılmıştır. Yapının hemen önünde geniş bir veranda yer almaktadır. Hayvanların veranda önünde tutuldukları anlaşılmaktadır.

Restorasyon çalışmalarında bir yer ocağı tespit edilmiştir. Toprağa bağlılık yeni arayışlar doğurmuş, yer ocağı bacası kullanılarak ticari ocağa (kahvehaneye) dönüştürülmüştür. Bu tarihin 1800'lü yılların başı olabileceği anlaşılmaktadır. Süpüroğlu'nda; geçmişte, çok canlı bir ticari merkez olduğu hala hafızalardadır.

Özellikle "Pazar" günleri Muğla'dan gelen berber, ayakkabı tamircisi, nalbant, dondurmacı, macuncu, çıtırmıkçı ve keten helvacı burada hizmet vermiş, sosyal hayata canlılık kazandırmıştır. Çevreden küçükbaş hayvanlar sürülerle getirilmiş, alım - satım yapılmıştır. Burada var olan kahvehane, restorant, bakkal vb. işletmeler hizmet vermiş; restorantta büryan kebabı, tandır, döş, kapama, fırında ve sacda börek, toprak tavada güveç, yerli tavuk dolma, tarhana vb. yemekler pişirilmiş, toprak sacda yapılan köy ekmeği ile taze taze yenilmiştir. Buradaki bakkalda o yıllarda bile içki satışının yapıldığı hatırlanmaktadır. Burada orta oyunu ve kukla gösterileri yapılmış, manuel sinema makinesiyle geceleri filmler oynatılmış, yağlı pehlivan güreşleri düzenlenmiştir. Süpüroğlu bu haliyle ticari merkez olduğu kadar sosyal merkez olma özelliği de kazanmıştır.

Süpüroğlu'nun en gösterişli dönemi 1950 li yıllar ve 1960 lı yılların başlangıcıdır. Bu durum 1960 lı yılların ortalarına kadar devam etmiştir. Bu dönem Tevfik OĞUZ'un dedesi Başkatip Tevfik Efendi'nin ölümüne kadar sürmüştür. Süpüroğlu, Karabağlar'daki kahvehaneler arasında "mescidi avlusunda olmayan tek yer" dir. Eski dönemlerde, Cuma günleri namaz öncesi insanların en güzel giysilerini giydiği, burada toplandığı, toplu halde Kavaklımescid'e gidildiği hafızalarda yaşamaktadır.
Süpüroğlu adının Polis Teşkilatı'nın kuruluş yılları olan 1845'li yıllara yakın bir zamana rastladığı ifade edilmektedir. Rivayete göre, karakol baskını sırasında eşraftan bir kişi kendisini restoranın personeli gibi göstermeye çalışmış, bahçeyi süpürmeye başlamış, "ben burada çalışıyorum, bunlarla alakam yok, ben kumarbaz değilim" demiştir. Komiser durumu anlamış, bir yandan gülüyor, bir yandan da " süpür oğlum süpür, süpür oğlum süpür" diyormuş. O yıllardan sonra bu yerin adı "Süpüroğlu" kalmış.

Süpüroğlu restorasyon, tadilat ve inşaatları tamamlanarak Temmuz 2008'de yeniden bugünkü haliyle faaliyete geçmiştir. Burası yaz - kış açık olacak şekilde düzenlenmiştir.Süpüroğlu'nda çevrede üretilen sebze ve meyveler hem kullanılmakta hemde pazarlanarak hizmete sunulmaktadır. 

AYVALI KAHVESİ 

Ayvalı kahvesi, Keyfoturağını çayır ucuna bağlayan yol üzerindedir. Tek katlıdır ve yöresel mimari üslupla yapılmıştır. Kışlık ve yazlık olmak üzere iki kahve binası ile bir mescitten oluşmaktadır. Mescit kare planlı,yığma taş ve alaturka kiremit çatılıdır. Kahve bünyesinde 7 adet anıtsal çınar bulunmaktadır. Bahçesinde bir de kuyu bulunmaktadır. 1992 yılından beri kahve binası konut olarak kullanılmakta, mescidi ise kullanılmamaktadır. 

BERBERLER KAHVESİ 

19. yüzyıl yapılarındandır. Tek katlıdır ve yöresel mimari üslupla yapılmıştır. Avlusunda mescidi bulunmaktadır. Mescit kare planlı ve alaturka kiremit çatılıdır. Bahçesinde 4 adet çınar ağacı ve bir kuyu bulunmaktadır. Berberler kahvesi şu anda kullanılmamaktadır. 

CİHANBEĞENDİ KAHVESİ 

19. yüzyıl yapılarındandır. Tek katlıdır ve yöresel mimari üslupla yapılmıştır. Kahve binası yıkılmıştır. Mescidi ise ayakta olup, kullanılmamaktadır. Mescit kare planlı ve alaturka kiremit çatılıdır. Cihanbeğendi kahvesi şu anda kullanılmamaktadır. 

ELMALI KAHVESİ 

Elmalı kahvesi, Hacıahmet kahvesini Yeniköy’e bağlayan yol üzerindedir. Tek katlıdır ve yöresel mimari üslupla yapılmıştır. Kahvesi yıkılmış, mescidi de yıkılmak üzeredir. Elmalı kahvesi şu an kullanılmamaktadır. 

GÖKKIBLE KAHVESİ 

20. yüzyıl başı mimari üslubuyla yapılmıştır. Kahve dikdörtgen planlı, tuğla duvar örülü, alaturka kiremit çatılıdır. Yapım tarihi 1959’dur. Tek katlıdır. Mescidi yolun diğer tarafında, Vakıf arazisindedir. 1964 yılında mescidin yanına sahipleri tarafından, bir minare inşa ettirilmiştir. Cami, kare planlı, topuz çatılı, üzeri kiremit örtülü, yığma sistemde inşa edilmiştir. Kahve bünyesinde bakkal ve fırın da yer almaktadır. Gökkıble kahvesi şu an kullanılmamaktadır. 

HACIAHMET KAHVESİ 

19. yüzyıl yapılarındandır. Tek katlıdır ve yöresel mimari üslupla yapılmıştır. Hacıahmet kahvesi biri eski diğeri yeni iki kahve, bir mescit ve fırın olarak kullanılan yapılardan oluşmaktadır. Bahçesinde iki çınar ağacı ve havuz da bulunmaktadır. 

TOZLU KAHVESİ 

19. yüzyılın ilk yarısı yapılarındandır. Tek katlıdır ve yöresel mimari üslupla yapılmıştır. Kahve ve mescitten oluşmaktadır. Mescidin yanında musalla taşı bulunur. Vakıflara ait olan kahve daha sonra şahıs tarafından satın alınmıştır. Küçük bir yapı olan kahvesi kapalı, mescidi ise yaz aylarında kullanılmaktadır. 

0 yorum:

Yorum Gönder