Muğla Evleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Muğla Evleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Nisan 2015 Pazar

Muğla'da koruma savaşımının "diğer" yüzü

Muğla'nın adından, pek çok yazıda, ''az sayıda korunan kentlerimizden biri'' diye bahsedilmekte.

Gerçekten de öyle. Kentteki sivil mimarlık örneklerinin tescil edildiği ve kentsel SİT alanının belirlenerek koruma imar planının uygulanmaya başlandığı 1978'lerden bu yana geçen yaklaşık on yıl içinde, belediye yönetiminin korumaya olan saygısı ve kent halkının da aynı saygıyı büyük ölçüde paylaşması sonucunda, Muğla bugün bir ''örnek'' olma durumuna geldi.

1978-1981 yılları arasında Belediye İmar Müdürlüğü görevini yürüten, daha sonra da, bir yandan serbest olarak mesleğini sürdürürken, diğer yandan da Muğla'daki koruma çalışmalarına aktif olarak katılan Oktay Ekinci, ''Yaşayan Muğla'' adlı kitabında, Muğla'yı ve koruma çalışmalarını yeterince tanıtmıştı. Ancak, konunun bir başka ve ''önemli'' yanı kamuoyunda pek bilinmiyordu.

Muğla'daki koruma çabaları da, -belediyenin olumlu tutumuna rağmen- pek öyle 'güllük-gülistanlık' bir ortam içinde yürümüyordu. Ülkenin her yerinde olduğu gibi, burada da, özellikle yap-satçı çevrelerden destek gören kesimler korumaya karşı çıkıyor ve zaman zaman da sertleşen dozlarda, bu çabaların üzerine gidiyorlardı. Yani, Muğla'da da, ''tarihi çevre ve mimari mirasın korunması'' için sürdürülen savaşım, bir noktadan sonra gelip, ''ilerici düşünceyle, tutucu çevrelerin arasındaki'', dünya görüşü farklılığından ve çıkar ilişkilerinden kaynaklanan tartışmalara dayanıyordu.

Nitekim, son günlerde bu "tartışma" yeniden şiddetlendi. Muğla'daki muhafazakâr çevrelerin yerel yayın organı olan Hamle gazetesi, tescili bir eski yapıyı satın aldıktan sonra, bu yapıyı yıkıp, yerine yeni bir bina inşa edebilmek için, ''tescilden düşürme'' isteğiyle Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Kurulu'na başvurdu. Kurul, bu talebi önce kabul etti; fakat daha sonra belediyenin yapı hakkındaki bilgileri kurula sunması üzerine, kararından vazgeçerek, tescili kaldırmadı.

Bu gelişme üzerine, "Milliyetçi-Medeniyetçi" Hamle gazetesinde, sahibi ve başyazarı Hüseyin Nizamoğlu'nun kaleminden, yeni çıkan yönetmeliklerde, "belediyeden yetkilerin alındığına" değinen ve böylece de Muğla'da "sit olayının çözüldüğünü" savunan bir makale yayınlandı. Kentte, korumaya -açık veya gizli- karşı çıkan gruplar, bu makaleye sarılarak, "SİT'in kalktığını ve kâbusun sona erdiğini" yaymaya başladılar.

Dedikoduların "gerçek gibi sanılmaya başlanması" tehlikesi üzerine de, bölgedeki demokratik çevrelerin yayın organı "Halkçı-Devrimci-Toplumcu" İlk Adım gazetesinde, Oktay Ekinci'nin kaleminden bir "karşı makale" yayınlandı. Böylece, "koruma" tartışması yeniden alevlendi ve karşılıklı birkaç yazıyla sürdü. Aşağıda, koruma için sürdürülen savaşımın, İstanbul'dan Muğla'ya kadar, hemen her yerde, aynı zamanda "tutucu düşünceyle ilerici düşünce" arasındaki bir savaşım olduğunu belgelemesi bakımından, Muğla'daki bu ilk gazetede arka arkaya çıkan makaleleri MİMARLIK okurlarına sunuyoruz. Konuya, "milliyetçi-medeniyetçi" çevrelerle, "halkçı-devrimci-toplumcu" çevrelerin nasıl yaklaştıklarım göstermesi açısından ilgiyle karşılanacağını umarak...

Sit olayı çözüldü sayılır 
Hüseyin Nizamoğlu  
Günümüze kadar belediye başkanlarının adeta öç alma veya fırsatını kollama, adam ayırt etme gibi tarafsızlıkla hiç ilgisi olmayan davranışlarından çok şükür ki vatandaşlar kurtulmuştur. 10 Aralık 1987 gün ve 19660 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan yönetmelikte belediyelerden hiç bahsedilmiyor. Valiler - Kaymakamlar yetkilidir. Bu yönetmeliği çıkaranları Allah, Türk milletinin başından eksik etmesin diyorum.

Hangi binalar sit sayılacaktır?

1-19. asırda inşa edilmiş olacak,
2- Korunması gerekli yerlerin içinde veya çevresinde ise (Eskihisar veya Bodrum Müzesi gibi),
3- 20. yüzyılda yapıldığı halde, İstiklâl Savaşı sırasında kullanılmış tarihi günlerin hatırasını taşıyan, Atatürk'ün ikamet ettiği veya Kuvayi Milliye Karargâhı gibi,
4- Gene 20. yüzyıl yapısı olmasına rağmen, Osmanlı ve Selçuklu mimari stilinde olanların dahi, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce daha evvelden korunuyorsa, eski eserler uzmanları ile vilâyeti temsil eden heyetlerin hem fikir olması şartı ile korunmaya alınabiliyor.
5- Korunmaya alınan yerler bundan böyle sözle korunmayıp, imarı devamlı yapılacaktır.

Yönetmelikte, kentsel sitler, arkeolojik sitler, tabii sitler olarak üç ana bölümde mütalaa edilecektir. Ayrıca tek yapılar olarak bahsi geçen bölümde ilk önce Vakıflar Genel Müdürlüğü bir görüş getirecektir. Eski Eserler Genel Müdürlüğü'nü de ilgilendirmiyorsa en yetkili makam valilik oluyor. Bir yer sit tescilli ise korunmasından valilik veya ilçelerde kaymakamlık sorumludur. Aynı şekilde eskiden sit olmuş ise, kaldırılması ve gerekenin yapılması valilik kanalı ile yürütülecektir. Yönetmeliği okuyunca, Muğla Belediyesi'nin hissiyatına dur denilmiştir. Öyle bir hissiyat ki, benim binam sit değildir diyen ve bunu Eski Eserler ve Kültür Varlıkları Yüksek Kurulu kararı ile ispat eden kuruluşa üç ayrı dava açılabilmiştir. Biz diyoruz ki, makamlar baki değildir. Asıl olan yetki dışı kalınca nasıl bir şahsiyet ortaya çıkacaktır, merak ediyoruz.

SİT olayı çözüldü sayılır 
Oktay Ekinci 
Bu yazımın başlığı, sayın Hüseyin Nizamoğlu'nun 23 Aralık 1987 günlü HAMLE gazetesindeki makalesinin başlığı ile aynıdır. Çünkü, gerçekten de son yasal düzenlemelerle "sit olayı çözüldü sayılır". Ancak bu "çözülme" sayın Nizamoğlu'nun dilediği yönde değil yani, Muğla'nın "yaşanılır bir kent olmasında" en önde gelen etmen olan ve tarihsel kişiliğini kimliğini oluşturan geleneksel mimarlık ürünlerinin "artık" kolayca yıkılabileceği yönünde değil, tam tersine bu eşsiz zenginliğin korunmasında nasıl bir yöntem izleneceği ve kimlerin, hangi kurumların yetkili ve sorumlu olacağının berraklaşması yönündedir.

Açayım: Sayın Nizamoğlu makalesinde, 10 Aralık 1987 günü Resmî Gazete'de yayımlanan yönetmelikten söz ederek, eski eser yapılar üzerinde bundan böyle belediyelerin yerine "Valiliğin yetkili olduğunu" ileri sürmekte, bundan hareketle de, "eskiden sit olan" yapıların "kaldırılması" ve "gerekenin yapılması" (yani yıkılmalarının kolaylaştığım "ima " etmektedir. Nitekim, bu yazıdan sonra şehirde, "sit kalkıyor" gibisinden birtakım da dedikodular dolaşmıştır. Üzülerek duyduğuma göre bazı "mimar"lar da bu dedikoduya katılarak, meslek onurlarını ve "varoluş nedenlerini" çiğ- neme pahasına, kültür mirasımızın hızla yokolmasına neden olan düşünceyi desteklemişlerdir. Üstelik, Mimar Sinan'ı ölümünün 400. yılında anmaya hazırlandığımız şu günlerde. Hemen belirtmeliyim ki, tarihi evlerimizin korunması konusunda -sayın Nizamoğlu'nun umduğunun aksine- Valiliğin de en az Belediye kadar duyarlı olduğuna ve olacağına inanıyorum. Çünkü, bu eserler, salt bu "beldenin" değil tüm ulusumuza ait kültür mirasımızın birer parçalarıdır, bu nedenle de sit alanlarına ve eski eser yapılara belediyeler sahip çıkmasalar bile, devleti en üst düzeyde temsil edenler sahip çıkarlar ve belediyelere de bu yönde uyarılar, hatta Kültür ve Turizm Müdürlükleri kanalıyla da denetlerler. Sayın Nizamoğlu'nun, Muğla Belediyesi'nce korunması yönünde gayret gösterilen yapıların yıkılabilmesi için, üzerlerindeki "eski eser" kayıtlarının kaldırılmasında "yetkilerin valiliklere geçmesini"ni bir "çö- züm" olarak göstermesi ve buna umut bağlaması şanssızlık olmuştur. Kaldı ki, sözü edilen yönetmelik ve buna bağlı en son yasal düzenlemelerin en önemli "yeniliği", yine sayın Nizamoğlu'nun savının tersine, BELEDİYELERİN DE KORUMA KARARLARINA KATILMALARI'dır. Eskiden, Anıtlar Yüksek Kurulu'nda, korumaya yönelik alınan kararları uygulamakla yükümlü olan kurumlar temsil edilmezlerdi. Yeni yasa ile olu- şan "Kültür ve Tabiat Varlıklarım Koruma Kurulları"nda ise; (ilgili genelge maddesini aynen alıyorum) "GÖRÜŞÜLECEK KONU BELEDİYE SINIRLARI İÇİNDEYSE BELEDİYE BAŞKANI VEYA TEKNİK TEMSİLCİSİ, DIŞINDA İSE İLGİLİ VALİLİKÇE SEÇİLECEK TEKNİK TEMSİLCİ" görev alacaklardır. Yani artık, yerel yönetimler, salt "karara körü körüne uyan" değil, "karara katılan" ve dolayısıyla kararları "inanarak" uygulayan kurumlar olmuşlardır. Daha açığı, belediye eskiden "yetki dışında" iken, bugün artık tam bir sorumluluk yükü altında yetkili kılınmıştır. Sayın Nizamoğlu'nun makalesi bilimsel olarak da yanlışlıklar içeriyor. Örneğin "hangi yapılar sit sayılacaktır" derken, bir yapının "sit " olamayacağım, ancak "eski eser" ya da "tescil edilmiş sivil mimarlık örneği bina" olabileceğini, çünkü "sit" kelimesinin "birçok yapıdan oluşan bir yerleşme" anlamına geldiğini, kökünün antik dönemlerdeki "site"lere (yani "kent" - lere) dayandığını, yasalarda da korumaya alman bir yapıya değil, bir bölgeye "sit " denildiğini bilemediğimde sergilemiş oluyor. Bilmemesi doğaldır. Çünkü kendisi mimar ya da bu konuda yetkin bir uzman değildir. Ancak "doğal olmayan" başında "milliyetçi-medeniyetçi" yazan bir gazetemizde, ulusal kültürümüzün yaşayan örnekleri olan eski eser binaların korunmasına karşı böylesine bir tepkinin gösterilmiş olmasıdır. Oysa ki bir ülkenin uygarlık (medeniyet) düzeyi, tarihsel-doğal ve kültürel değerlerine karşı gösterdiği saygıyla da ölçülür. Politikada, gerçekleri irdelemek yerine, "şanlı tarihimize" dört elle sarılmak, buna karşılık uygulamada, kişisel kazançlar uğruna tarihi değerleri yok etmek üzere çaba göstermek, hangisinde "içten olunduğu" konusunda insanı haklı bir şüpheye götürmektedir. Muğla Kentsel Sit Alanı'nın ve bu alan içinde özgün karakterleriyle yer alarak tarihsel dokuyu tamamlayan eski eser yapıların korunabilmeleri yö- nünden çabalarımızı sürdüreceğiz. Son yasal düzenlemelerle, bu çabaları- mızda izlenmesi gereken yol ve yöntemlerin neler olabileceği konusunda bugüne dek belirsiz kalmış bazı noktalar da "çözümlenmiştir". Konunun önemine ve ayrıntılarına gelecek yazılarımda tekrar değineceğim. Ancak, bitirmeden. 20/6/1987 günü Bodrum'da yapılan Yüksek Kurul toplantı- sında alınan Muğla ile ilgili 3371 sayılı kararı, "sit kalkıyor" dedikodusunu yayanların dikkatlerine sunmak istiyorum. Bu son toplantıda; "...Anıtlar Kurulu'nun kararı ile onaylanan Koruma amaçlı imar planlı hükümlerinin geçerli olduğuna... kentsel sınırlarının devamına... 189 adet taşınmazın korunmalarının devamına ayrıca bunlara ek olarak 6 adet yapının daha tescil edilmelerine... (ve yine eski duruma ek olarak) Saburhane meydanımn KORUNACAK MEYDAN olarak tesciline..." gibi kararlar verilmiştir. Kurulun aynı kararında yer alan son bir madde ise şöyledir: "...tescil kaydı kaldırılan 344 ada 7 ve 8 parsellerde bulunan taşınmazın yeniden incelenmesine..." Bu, "yeniden incelenmesine karar verilen" taşınmazın sahibi, "kurulun, kararını gözden geçirmesine neden olacak kadar " değerli bir yapıya sahip olmasından ötürü ne kadar övünse azdır. Elbette ki "milliyetçiliğinde" içten ise...

Nasıl bir "YENİ"? 
Oktay Ekinci  
Dostlar soruyorlar:
-SİT alanını bu kadar çok savunmak, bir noktadan sonra ''yeni''ye karşı çıkmak, yani, ilerlemeyi, çağdaşlaşmayı reddetmek olmuyor mu? " "Kırmamak" için devamını söylemiyorlar ama aslında sorulan şu oluyor: — "Gericilik olmuyor mu? " Soruyu tartışmadan önce, Sabahattin Kudret Aksal'in BİR SABAH UYANMAK adlı şiirinden bir bölümü birlikte okuyalım: Bir sabah ellerin cebinde çık evinden Ceketin iskemleye asılı kalsın Bekleyedursun dostun Kahvede Bugünlük vazgeç öyle dolaş çiçek kokan sokaklarında Güzel şehrinin (...) Özellikle son iki satırda "çiçek kokan sokaklar" ve "güzel şehir" deyince, yaşadığımız kentin nereleri gözlerimizin önüne geliyor? Eski evlerin bulunduğu sokaklar, mahalleler... değil mi? Beyaz badanalı tertemiz duvarların üzerinden sarkan asmalar, sizi dostlukla karşılayan kuzulu kapılar, perdeleri özenle bağlanmış küçük, sevimli pencereler, hem evi, hem de sokakta yürüyenleri bir ana gibi sarıp, sarmalayan, koruyan geniş ahşap saçaklar çağrıştırmıyor mu bu şiir? Yoksa, genzimizi yakan isli havasıyla, her an üzerimize hızla yaklaşan otomobilleriyle, gökyüzünü görebilmemiz için boynumuzu kırarcasına başımızı yukarı- ya kaldırtan tek düze apartmanlarıyla "yeni ve modern" mahalleler mi? Genel bir yaklaşım içinde, elbette ki, "yeni " dururken "eski"ye sarılmak tutuculuktur. Ancak; "yeni" , eğer "eskinin" güzelliklerini, insana değer veren özelliklerini alıp DAHA İLERİ BlR DÜZEYE getirebilmişse, gerçekten "yeni " olur ve ilerlemenin bir göstergesi kabul edilir. Ama, bugünkü pek çok örnekte gördüğümüz gibi, "daha yaşanılır bir çevre" yerine, insanı kendine "yabancılaştıran" ve eskisinden daha sağlıksız bir ortamda barınmaya mahkûm eden bir uygulama var ise, bunu "yenidir" diye mutlaka kabullenmek, "ilerlemeyi" değil, tersine "gerilemeyi" hoş görmek demektir. Çünkü, İLERİCİLİK ile GERİCİLİĞİN EN TEMEL ÖL- ÇÜTÜ "İNSANA, TOPLUMA OLAN SAYGI"dır. İnsan onuruna yakışır bir yaşamın koşullarını yaratmaktır. Sit alanı, bu anlamda, geçmişteki bu saygınm ve bu onurun bir ürünü olarak doğmuştur. Çünkü sit alanını, "tek amaçları kâr olanlar" değil, tek amaçları "yerleşik bir düzen içinde yaşamak isteyenler" kurmuşlardır. Bu "temel " nedenden ötürü de, sit alanındaki yapılar, kullanıcının öz kültürüne ve alışkanlıklarına göre biçimlenmişlerdir. "Daha pahalı satılma, öncelikle para kazandırma" hedefine göre değil. Aynı şekilde, sokaklar, meydancıklar, arastalar da "şehirlilerin" ortaklaşa yararlanabilecekleri şekil ve ölçülerde ortaya çıkmış, komşuluk ilişkileri "mahalleli dayanışması" içinde sürmüştür. Bugün bile, sit alanındaki bir sokağın iki ayrı başındaki evler arasında "komşuluk" kurumu hâlâ yaşamaktadır. Oysa ki "modern mahalleler de" , aynı apartmanda oturup, hiç görüşmeyen, dahası selamlaşmayan bir dolu insan bulunmaktadır. Kuşkusuz, bundan ötürü şöyle bir sonuca da ulaşmamak gerekir; " o halde, yeni kurulan mahalleler de aynen eskisi gibi yapılsın, evler de eskisi gibi olsan..." Bu "nostaljik" (geçmişe özlem duyan) mantık da, insanı "fes giyilsin, şalvar giyilsin, yerde oturup yemek yensin, haremlik-selamlık olsun.. " gibi gerçekten gerici bir tutuma itebilir. Bu noktada önemli olan, günümüzün çarpık ve çıkarcı kentleşmesine alternatif olarak salt "dünü " ve "geçmişi" görmek değil, kültür mirasımızın -yinelemiş oluyorum- İNSANA VE TOPLUMA DEĞER VEREN ÖZELLİKLERİNİ ALIP, bu yö- nünün yaşatılmasıyla daha çağdaş ve bugünün gereksinmelerine de cevap verecek ç#?ıjmlemelere ulaşılmasıdır. Yani, güncel deyimiyle, "geçmişten ders almak"tır. Geçmişi taklit etmek değil. Bir sabah (veya bizim yaptığımız gibi gece), evinizden çıkın, sit alanındaki sokaklarda şöyle bir dolaşın, hak vereceksiniz.

Hangi yapı ve hangi belediye 
Hüseyin Nizamoğlu  
13 Ocak -1987- tarihli llkadım'da benim yazıma cevap niteliğinde sayın mimar Oktay Ekinci'nin yazısı çıktı. Benim yazımın da, onun yazısı- nın da başlığı aynı. SİT OLAYI ÇÖZÜLDÜ SAYILIR. Evvela şunu belirtmeliyim ki, sayın Ekinci, yayımlanan yönetmelikteki hükümleri kendi inanana göre yorumlamaktadır. Muğla'mızda bir SİT alanı vardır. Ayrıca, korunması gereken binalar da mevcuttur. Ancak, bir zamanlar SİT damgası haksız yere vurulan birçok binanın da SİT durumları kaldırılacaktır. Buna ne sayın Ekinci'nin ne de belediye başkamnın gücü yetmeyecektir. Çünkü bazı binalar var ki benzeri eş, dost, akraba binaları SİT dışı bırakılmıştır. Bu kadar hissi ve bilinçsiz ellere düşen bu işlem elbette bozulacaktır. Türk büyüklerinin portrelerini mahzenlerde çürümeye terk eden fikir, nasıl oluyor da milliyetçilik ile tarihin bir bölümünü korumayı denk tutuyorlar? Gazi Osman Paşa Marşı'nı, 27 Mayıs türküsü haline getiren zihniyet mi bizim muazzam tarihimizi koruyacak? Saburhane meydam ile şaraphaneyi dillerine dolayıp kaldılar. Türk ve Müslüman geleneklerinde mezar taşları gibi meydanları mı var? Yoksa şarap içme veya üretme geleneğimiz mi var? Korumaya alınan semtteki, Muğla dili ile gavur yapıları mı bizim tarihimizdir? Saburhane Camisi vakıflar tarafından korumaya alınması gerekir. Hemen onun yanındaki milli ve dini törenlerin yapıldığı meydan nasıl olur da antik mezarlık olur? Bir festival düzenleniyor, Muğla bacası mimari özelliği bakımından amblem olarak kabul ediliyor. Çok yerindedir. Çünkü o baca ki, tarihimizi simgeler. Ama diğer birçok ilave ve işgüzarlık çok bilmişlerin işi değil de nedir? Yeni yönetmelikte vali yetkilidir diyorum. Sayın Ekinci ise Belediye yetkilidir demiyor da, müşterek sorumludur diyor, öyle olduğunu kabul etsek bile, bu komisyona vali orada iken Belediye Reisi başkan olur mu? Başka türlü sorulabilir. Vali mi, Belediye Başkanını görevden alabilir, yoksa tersi mi olur? Görüldüğü gibi bu iş bitmiştir. Tarihi olanları hep birlikte koruyacağız, eğer değilse de en kısa yoldan vatandaşın yakasını bırakacağız efendim. Bizim binaya gelince, sayın Oktay Ekinci, Bodrum'daki Anıtlar Kurulu kararını bize hatırlatıyor. Bizim bina için yeniden incelenecek denilmiştir diyerek eğer milliyetçiliğinizde samimi iseniz diyor, böyle bir binaya sahip olduğunuz için şanslısınız diyor. Bizim bina, tarihi olduğu için değil, birilerinin inadına şinıHüik kurban seçildi. Ama eğer mimari tarif veya adı geçen korunması gereken binalar hep böyle ise size mimar diplomasını verenlere ne demeli bilmem ki? Mimarlar Odası'nın seçimi yapılmıştır. Şu anda kimlerin seçildiğini bilmiyorum. Eğer sakallıların elinde kalacaksa batsın bu ülke iyi mi? Ben Milliyetçiyim, tarihime sadıkım. Amma gavur yapılarına ille de benim diyemem, tarihim ile hiçir ilgisi olmayan, atalarımın mimarisi ile de hiç ilgisi olmayan yapılara sahip çıkamam. Çünkü inançlarıma terstir.

ODTÜ'ne ve Bölge Kurulu'na teşekkürler 
Oktay Ekinci 
Postacı ODTÜ Mimarlık Fakültesi Dekanlığı'nın mektubunu getirdiği sırada, 22 Ocak tarihli HAMLE'yi okuyordum. Sayın Nizamoğlu, yeni aldıkları evin, "korunması gerekli bir kültür varlığı olmasından ötürü övünmeleri gerektiğini" söylememe oldukça içerlemiş olacak ki "eleştiri sınırlarını aşan" cümleler kullanmıştı. Örneğin, şöyle diyordu: "...Korunması gereken binalar hep böyle ise size mimar diploması verenlere ne demeli bilmem ki?" Düşündüm. Tekrar bir yanıt vermeli mi? Yoksa, artık değerlendirmeyi okuyuculara mı bırakmalı? Nizamoğlu bu sözü ile, salt bize değil, aynı zamanda Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Kurulu'ndaki profesörlere, doçentlere ve diğer uzmanlara da "diploma verenlere" dil uzattığının farkında mıydı? Çünkü, binasına "eski eserdir" kaydını koyan biz değildik, kurul üyeleriydi. Dahası Anıtlar Yüksek Kurulu'nda, "bize diploma verenlerd e bulunuyordu... Nizamoğlu, binasını yıkamadı diye bilim ve kültü- re göstermesi gereken saygıyı nasıl da bir kenara bırakmıştı. İşte "Türkiye gerçeği"!.. istanbul'da nasılsa Muğla'da da aym gerçek yaşanıyor. Bir bilim yuvamız, mimari mirasımızın korunması yönündeki çabaları- mızdan ötürü, "jürilerine katılmaya" çağırarak bizleri onurlandırıyor, beri yanda ise, bir "milliyetçi" gazetenin "Muğlalı" başyazarı, bu çabaları- mızdan rahatsız olup, "bize diploma verenlere" söylenecek kadar hırçınlaşabiliyordu. Böylece de, tarihsel ve doğal çevrelerimizin hızla yok edilmesinden hangi çevrelerin sorumlu olduğu da açıkça ortaya çıkıyordu. Sözde "tarihe saygılı" olan, ama, iş çıkarlarına gelip dayandığında, bilime ve diplomalara saldırmaktan bir an bile geri durmayan çevrelerdi bunlar. ODTÜ'nün çağrısı, Nizamoğlu'na yeterli bir yanıttı. En iyisi O'nu HAMLE okuyucularıyla baş başa bırakıp, koşarak ODTÜ'ne gitmek ve "koruma nöbetini bizlerden devralacak olan" öğrencilerin Muğla'yı daha iyi tanımalarına yardımcı olmaktı. Öyle yaptık. Ankara'nın yolunu tuttuk. * * * ODTÜ Mimarlık Fakültesi'nin stüdyo salonundayız. Dört duvarı boydan boya Muğla projeleri işgal etmiş. Geçtiğimiz Ekim ayında gelerek bir hafta süreyle SİT alanında araştırma yapan öğrenciler, yaklaşık üç aylık geceli-gündüzlü çalışmalarıyla ortaya çıkardıkları çizimleri haklı bir gururla sergiliyorlar. İşte Şeyh Camii sokak 2% ve 30 parseldeki "Hacı Hamzalar" evi. Kuzulu kapısı, hayatı, verendası, sofası, baş odası, havuzu, saçakları, bacaları, tavan süslemeleri, oymalı kapıları, dolapları, elmalıkları, ocakları ve hatta "deve damı " ile bir anıt gibi ODTÜ'de başköşeye kurulmuş. Kendisini sayanlar ve koruyanlara teşekkür ediyor. İşte "dibektaşı bölgesi". SİT alanının Tüccar Hoca Mescidi ile İskender Çıkmazı arasında kalan kesimi. Evleri, sokakları, avluları ve hatta bu bölgede yaşayanların gelir durumları, yaş ortalamaları, kiracı ya da ev sahibi olmaları, işleri, meslekleri ve tüm özellikleri ile akademik araştırmanın merceği altına alınmış. Bu bölgede, "bizi çıkar çevrelerinin yıkımlarından koruyun" dercesine kendini bilimin kucağına emanet etmiş. Öğrenciler, iki gün boyunca, SİT bölgesinin ve mimarlık mirasımızın en değerli örnekleri olan evlerin nasıl korunacağını konu alan projelerini anlattılar. Biz de, Muğla'mn koşulları içerisinde, bu projelerin, nasıl gerçek- çi olabileceğini onlara anlattık. Deneyimlerimizi aktardık. Hocalarının "genel" yaklaşımlarına, Muğla'ya has "özel " durumları ekledik. Ve sonuçta, iki gün boyunca "yıkıcı düşüncelere karşı" Muğla'mn korunmasında ne gibi önlemler alınabileceğini tartıştık, öğrenciler ise, gerek hocalarından, gerekse bizden "geçer not " aldılar. Aslında, çalışma bölgesi olarak Muğ- la'yı seçmelerinden ötürü, daha başlangıçta bizden "geçer not " almışlardı bile... * * * Muğla'yı ODTÜ duvarlarında bırakıp döndüğümüzde, Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Bölge Kurulu üyeleri de Muğla'ya gelmişlerdi. SİT Alanının ve Karabağlar'ın daha etkili olarak nasıl korunabileceği konusunda, "yerinde inceleme yapmayı" ve gündemlerindeki Muğla konularım belediye ile görüşüp "yerinde" bakarak karara bağlamayı uygun görmüşlerdi. Bu, yeni yasayla oluşan kurulun henüz 2. toplantısıydı. Bir hafta önceki ilk toplantıda Muğla konuları öne alınmış, ikinci buluşmada ise Muğ- la'ya gelinmeye karar verilmişti. Ankara yorgunluğunu atmadan, kurul üyeleriyle de Muğla'daki mimari zenginliğin ve SİT'in korunması ile ilgili sorunları görüştük. Çabalarımızı aktardık, destek verecekleri konuları belirledik. Sonuçta, onlar da, bu tarihi kentin "sahipsiz olmadığım" bir kez daha gördüler ve içleri rahat ederek İzmir'e döndüler.

27 Ocak 2015 Salı

Apostol Hanı

Muğla’da Rum ustalar tarafından yapılan tek han olan, Cumhuriyet döneminin ilk okulu olma özelliğini taşıyan ve 1999 yılında çıkan yangında tamamen kullanılamaz hale gelen Apostol Hanı'nın restorasyon çalışmalarında son aşamaya gelindi.

1850-1870 yılları arasında yapıldığı tahmin edilen, Muğla’nın 13 hanından birisi olan ve 1999 yılında çıkan yangında kullanılamaz hale gelen Apostol Hanı’nın yeniden yapılması için Muğla Belediyesi tarafından başlatılan çalışmalarda son aşamaya gelindi.

Mübadele öncesi Rumların yoğun olarak yaşadığı Saburhane bölgesindeki meydana yakın bir noktada yer alan ve Rum ustalar tarafından yapılan iki katlı ahşap han önümüzdeki aylarda Muğla’ya hizmet vermeye başlayacak.

Yapım tekniğinden 1850-1870 yılları arasında yapıldığı tahmin edilen ve mübadele öncesine kadar alt katı Rum Meyhaneci Apostol tarafından meyhane olarak işletilen üst katı ise, konaklama için kullanılan Apostol Hanı mübadele yıllarından sonra 1927 yılından 1954 yılına kadar ilkokul olarak kullanıldı. 1954 yılından sonra boşaltılan tarihi han 1999 yılında bir gece yarısında elektrik kontağından çıktığı iddia edilen yangınla tamamen yanarak, kullanılamaz hale geldi. Can ve mal güvenliği açısından tehlike arz eden tarihi han Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Fakültesi tarafından hazırlanan rölöve ve restorasyon projeleri 2003 yılında onaylandıktan sonra Koruma Kurulu onayı ile 2006 yılında yıkıldı. Özel mülke ait olması nedeniyle Apostol Hanı’nın bulunduğu alan Muğla Belediyesi tarafından 3,5 yıl önce başlatılan kamulaştırma çalışmalarıyla belediye mülkiyetine geçti.

KAFETARYA OLARAK HİZMET VERECEK

Kamulaştırma çalışmalarının ardından Muğla Belediyesi tarihi hanın yeniden yapılması amacıyla çalışmalarına hız verdi. Projeleri tamamlanan Apostol Hanı’nın uygulama işi için Muğla İl Özel İdaresi Genel Sekreterliği’ne “Taşınmaz Kültür Varlıklarının Korunmasına Ait Katkı Payı’na Dair Yönetmelik” kapsamında katkı payına başvuruldu. Başvurunun sonuçlanmasının ardından tarihi hanın yapımı için Muğla Belediyesi tarafından ihale açıldı. İhaleyi kazanan firma hemen restorasyon çalışmalarına başladı. Tarihi hanın restorasyon sonrası kullanım amacı kafetarya-restoran olarak belirlendi.

Muğla Belediye Başkanı Osman Gürün, yapının restorasyonu Muğla kent tarihi ve Saburhane bölgesi için büyük önem arz ettiğini, ilerleyen dönemlerde Saburhane ve çevresinde gerçekleştirilecek olan peyzaj ve cephe düzenlemeleri ile bütünlük sağlayacağını kaydetti.

Gürün, Muğla’nın bacalarıyla tarihi evlerini koruma altına alarak kent dokusunu geleceğe taşıdıklarını söyledi.

Gürün, “Apostol Hanı bizim için önemli bir tarihi değer. Alanın özel mülkiyette olması nedeniyle belediye olarak bir müdahalede bulunamadık. Yaklaşık 3,5 yıl burayı belediye mülkiyetine kazandırmak için çaba harcadık. Sonunda tarihi yerin mülkiyetini belediyemize geçti. Artık bu tarihi hanı yeniden günümüze kazandıracağız. Restorasyon çalışmalarında son aşamaya geldik. Yaklaşık 1 ay içinde tarihi hanı Muğla’ya yeniden kazandıracağız” dedi.

Muğla Belediyesi tarafından bugüne kadar Konakaltı Kültür Merkezi, Kültür Evi, Sekibaşı Hamamı, şu anda belediye binası olarak kullanılan eski adliye binası, Şaraphane, Sekibaşı Kadın Sığınma Evi, Özbekler Evi ve Karabağlar yaylasında bulunan Keyoturağı restore edildi.

17 Aralık 2014 Çarşamba

Muğla Ev Mimarisinden Bazı Örnekler

Muğla evlerinin süsleme ve gelişimi bakımından çok eski tarihlere gitmese de Anadolu sınırları içinde ev mimarisi açısından önemli bir yere sahiptir. Araştırma kapsamına giren Milas, Karabağlar Yaylası, Yatağan ve Muğla il merkezindeki yapılardan beş sivil mimari yapı incelenmiştir. Özellikle 18.-19.yüzyılda yapılmış olan bu yapılar 'Eklektik Dönem' üslubunu yansıtmaktadır. Yapıların dış ve iç süslemelerinde görülen ay-yıldız motifi, impost, gülbezek, geometrik geçmeler, taklit küntekârî zencerek, ‘C’ ve ‘S’ kıvrımları, çiçek demetleri dönemin sanat anlayışını göstermekle birlikte; dış ve iç mekânlarda kullanılan hatıl ve lentolar, haç planlı bacalar, kuzulu kapılar, kapı tokmakları yöresel özellikler taşımaktadır.

Muğla evlerinin süsleme bakımından ve gelişimi bakımından çok eski tarihlere gitmese de Anadolu sınırları içinde ev mimarisi açısından önemli bir yere sahip olduğu düşüncesindeyim. Ulaşabildiğim kaynaklarla bir ölçüde de olsa Muğla evlerinin geleneksel özellikleri ortaya koyduğunu göstermeye çalışacağım.

İnceleme başlangıcında on ikiye yakın tescillenmiş ve henüz tescillenmemiş yapılardan süsleme olarak, günümüze sağlam ne kadarının sağlam gelebildiğini ve yapım tarihlerine göre ayırdım.

Yatağan çevresini incelerken Osman Kunduracı'nın ''Muğla- Yatağan Çevresindeki Türk Devri Mimarisi ve El Sanatları'' kitabı ve Ertuğrul Aladağ'ın ''Muğla Evleri'' kitabını ana kaynak olarak kullandım. İçlerinden konumu anlatacağına ve ışık tutacağına inandığım biri ordugâh olmak üzere beş sivil mimari örnekleri üzerinde incelemelere başlayarak katalog yazım aşamasına geçtim.

MUĞLA VE ÇEVRESİ

1. MUĞLA VE ÇEVRESİNİN COĞRAFİ, TARİHÎ, EKONOMİK ÖNEMİ


Muğla kenti, Güneybatı Anadolu'da yer almaktadır. Kentin sınırı; Akdeniz bölgesinde yer alan Teke yöresi ile Ege bölgesinde yer alan Menteşe yöresi arasında kalan alandır. Sahil şeridi ise, Fethiye Körfezinden Mandalya Körfezine kadar olan sahil kuşağıdır. Bu sınır içinde; günümüzde turizm açısından gelişmiş, başlıca turizm bölgelerimiz olan Marmaris, Datça, Bodrum, Fethiye’nin yanı sıra Dalaman, Köyceğiz, Milas, Ula, Ortaca, Kavaklıdere, Ula yerleşimleriyle on bir ilçesi bulunmaktadır. Küçüklü- büyüklü ova, plato ve tepelerin olması, kuzeyde Gökbel ve Oyuklu dağı, kuzeydoğusunda Sandras dağı, doğusunda Dumanlı dağ, kuzeybatısında Menteşe dağı ile çevrilidir.

Akdeniz iklimine sahip olmasına karşın dağların denize dik olarak uzanması sıcaklığı düşürmekte; Muğla ve ilçeleri arasında sıcaklık farklılıklarına neden olmaktadır. Ayrıca kent, Karadeniz bölgesinden sonra en fazla yağış alan Ege bölgesinin en önemli şehirlerinden biridir. Başka bir değişle Muğla kenti Rize’den sonra en çok yağışın görüldüğü yerdir.

Bitki örtüsü olarak maki görülürken, Bolu ilinden sonra Türkiye’nin en çok orman alanına sahip kentidir. Günlük ağaçları ise yeryüzünde ikinci bölge olarak sadece bu bölgede bulunmaktadır.

Kente yerleşim ilk çağ döneminde, İonlar ve Dorlar tarafından sürülen Karyalılar ile başlamaktadır. M.Ö. 1297-1239 yıllarından Kadeş antlaşmasına kadar Mısır, İskitler, Asurlular; M.Ö. 7-6.yy Lidyalılar, M.Ö.522-486 yıllarında Persler, M.Ö. 404 yılında Atina Deniz İmparatorluğunun egemenliğine girmiştir.

M.Ö. 387’ye kadar Spartalılar, M.Ö. 334’de de İskender egemenliğine girip Mısır, Suriye, Makedonya eyaletlerinden Suriye’ye bağlanmış, 395 yılında ise (Bizans) Doğu Roma İmparatorluğu içine girmiştir.

11. yüzyıldan itibaren başlayan Türk akınları sonucunda 1261'de kesin olarak Türklerin eline geçmiştir. 13. yüzyılda bölgede Menteşe Beyliği kurulmuştur. 1391'de Yıldırım Bayezid zamanında Osmanlı topraklarına geçmiş, 1402 Ankara Savaşıyla Menteşe Beyliği'ne geri verilmiştir. II. Mehmet zamanında ise tekrar Osmanlı Devletine geçmiştir. 1522'de Kanunî Sultan Süleyman Rodos seferinde Muğla’da konaklamış; Marmaris’i üs olarak kullanmıştır.

17. yüzyılda eşkıyaların sığınak yeri olmuş; 18. yüzyılda ise çeşitli derebeyliklerin ve mahallî sülalelerin idaresinde kalmıştır. Birinci Dünya savaşı sonrası 11 Mayıs 1919'da önce Muğla'nın sahil ilçeleri; 23 Temmuz 1919'da da il merkezi; İtalyanlar tarafından işgal edilmiş. Ancak tek kurşun atılmadan 5 Temmuz 1921'de bölgeyi terk etmek zorunda kalmışlardır.

Kentteki tarım alanlarının yetersizliği, kentin dağlık oluşu nüfus yoğunluğunu düşürmüştür. Nüfus daha çok kentin ekonomisine katkı sağlayan tarıma elverişli ve turizm faaliyetlerinin geliştiği ilçe ve köylerde toplanmaktadır. 21. yüzyıldan önce Muğla halkı tarım ve hayvancılık, turizm, zanaatla uğraşırken; Rumların fırın, hamam, meyhane alanında çalıştığı bilinmektedir. Öyle ki 1929 nüfus mübadelesiyle giden Rumlarla otel, lokanta, hamamın kapandığı söylenmektedir.

2.MUĞLA VE ÇEVRESİNİN MİMARİ ÖZELLİKLERİ


Muğla evlerinin oluşumu ve gelişmiş 18. yüzyıl sonu çalışmak için gelen Rumların kente yeni ev tipi göstermeleriyle başlamaktadır. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren gelişmiş Muğla evlerine rastlarız. Bunu da Ertuğrul Aladağ'ın ''Muğla Evi'' adlı kitabında, söyleşi yaptığı Mehmet Beyimoğlu şunları söylüyor:
“çocukluğumuzda bizim evler toprak damlıydı. Pencerelerde cam doğrama yoktu. Sadece tahta kapaklar vardı. Evler çıra alevi ile aydınlatılırdı. Bu nedenle bizim evler çok soğuk, Rum komşularımızın evleri sıcak olurdu.”
Sadece bu alıntıyı düşündüğümüzde Muğla evlerinin şimdiki durumlarına yani eğilimli kiremit çatıya Rum evlerden, onları yapan ustalarından etkilenerek geliştiğini söyleyebiliriz.

Muğla'nın ilk ev tipini kendini özgü özelliği bulunmayan ''toprak damlı'' evler oluşturur, bunların yapımı son derece basit ver her bölgede rahatlıkla yapılabilen evlerdir. Bacaları, başlığı olmayan kare kesitli baca üzerine ters oturtulmuş küp veya keletir denilen sepet ve yanlardan duman delikleri açılarak oluşturulmuştur.

İkinci ev tipini ise yazın Karabağlar yaylasına çıktıklarında ''yurt'' denilen ''tahta damlı'' evler oluşturur. Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'ne girebilecek kadar ünlü olan bu yayla ve yayla kültürü;20. yüzyılın ikinci yarısına kadar kullanılmaya devam edilmiştir. Evin alt katı da tarhana, pastırma,bulgur, pekmez, makarna yapılıp saklanması için kullanılmıştır.

Üçüncü tipin oturması ise Rumların Muğla’ya gelmesiyle tanıttıkları “kiremit damlı” evlerdir. Bu evler halk arasında “honey” deyimiyle yapılmaya başlanmıştır.

Tek katlı olmasına rağmen zemin katı ambar olarak kullanılmaktadır. Asıl yaşam ikinci kattadır. Müslüman- Türk ailelerinin kullandıkları kiremit damlı evler; zemin kat taş, üstü dıştan; taşiçten; ahşaptır. Rum ailelerinin ise, düzgün kesme taşla inşa edilmiş evlerdir.

Evlere 'kuzulu kapı'dan girilir. Bu kapılar, ise iki kanadı olan ve kiremit örtülü, ahşap çatkılı çatısı olan kapılardır. Genellikle 2-2.30 m genişliğindedir. Kanatlardan birinin üzerinden açılan kapı yani 'kuzulu' kısmı insanlar için ayrılan bölümdür.Genellikle 60-70 cm genişliğinde, 140-150 yüksekliğinde, tabandan 20 cm yukarıda masif ahşaptandır. Üzerine istenilen biçimde kapı tokmağı veya ucuna ağırlık bağlanmış zincir bulunabilir. Dövme ve döküm tekniğinden yapılmış olan bu kapı tıkmakları 150 yıllık bir tarihe sahiptir. Rum ustalar tarafından bölgeye getirilmiştir. Bölgede belirlenen tipleri arasında kadın eli kapı tokmağı, yüzüklü- bilezikli kapı tokmağı, aslan kafası biçimli kapı tokmağı, yuvarlak, kareli, dikdörtgen biçimli ve yaprak biçimli kapı tokmakları bulunmaktadır.
Oda girişleri ise; iki kanatlı basit yapılardır. Günümüzde kullanılmamasına rağmen “şık şık” denilen dövme demirden yapılmış, kapı açma sistemini kullanmışlardır. Bu sistem tek elle kapı tutulurken aynı elin başparmağıyla üst oynar başlığa basarak yatay çubuğun yuvasından çıkartılıp, kapının açılmasını sağlamaktadır.

Merdivenler sofanın konumuna göre yer alırlar.Orta merdivenli ve yandan merdivenli olmak üzere iki biçimde planlanmıştır. Altında kalan boşluk kiler, mutfak olarak kullanılmıştır.

Çatı kırma çatılı olup, alaturka kiremitten örülüdür. Çatıyı taşıyan dikmeler, aşılar ve mertekler özellikle kavak ağacından yararlanılarak yapışmıştır.
Kornişten çatı alt sırasına kadar olan bölüm, çeyrek daire şeklinde çakılan çıtalar ve alın üzerine kireç ile kilden oluşturulmuş özel harçla sıva yapılmıştır. Babalar konarak makas oluşturur. Çıkmalar evin konumuna göre açık, kapalı özellik gösterir. Kapalı çıkmalar, evin arka ve yan cephesinde sokağa bakan bölümünde görülürken; açık çıkmalar, sofada otururken arkadan sokağı seyretmeye yarar. Bölgenin bol yağışlı olmasından dolayı saçaklar geniş bırakılmıştır.

Bacalar 1825 yılından sonra (alaturka kiremit kullanılmasından sonra) getirilmiştir. Yirmi sekiz kiremitten oluşmaktadır. Ancak dıştan sayıldığında yirmi bir kiremit görülür. Yedi kiremit iç sıva içinde kullanılmıştır. Baca dört yönü açık forma sahiptir. Üstten bakıldığında haç tonoz görünümlüdür. Dışa doğru çıkıntı yapan taşya da ahşap cumbalı kuruluşları bulunmaktadır. Cumbası bulunmayan evlerde ise; Kerevetler küçük balkon gibi düzenlenmiştir.

Genellikle yapının dış cephesi sade görünümlüdür. Saçaklar damlacık şeklinde daha çok tenekeden yapılmışlardır. İç süslemesi ise daha çok ahşap ve ocakların etrafında kullanılmıştır. En önemli süslemesi ise tavan göbeğidir. Burada kuşak halinde ‘kakma’ motifi, zencerek, baklava dilimli geometrik motifler kullanılmıştır. Yapılar yine de sade görünüme sahiptir.

3. KATALOG


KATALOG NUMARASI: 01

RESİM NUMARASI: 01-06

ENVANTER NUMARASI: 1996 yılında 73 döküm numaralı yapı

YAPIM TARİHİ: yok

YAPININ ADI: Fatma Akdeniz Evi

YAPININ MİMARÎ TANIMI: Yığma taş ile yapılmış yapı sıva ile kaplıdır. Dikdörtgen planlı; İki

katlı, iç sofalı ve bahçeli bir yapıdır. Çatı, alaturka kiremitten kırma çatılı bir düzene sahiptir. Ahşap bir balkonu vardır. Muğla evlerinde olmasına rağmen; cumbası bulunmamaktır. Balkon Muğla evlerinin aile mahremiyet anlayışıyla sokağa değil; bahçeye bakan bölümüne yapılmıştır. Yapıya taklit küntekarî tekniğinde yapılmış kuzulu kapıyla girilmektedir. Üçü alt katta dördü üst katta olmak üzere yedi odası bulunmaktadır. Alt kat mutfak, kiler ve oturma odasından oluşur. Oturma odasında duvardan duvara yerleştirilen sedir bulunmaktadır. Harap olmuş yapının ikinci katı girişin hemen batısında yüksekçe bir platformun üzerine oturtulmuş on bir basamaklı bir merdivenle ulaşılmaktadır. Merdiven yine kapısı gibi taklit küntekarî tekniğinde yapılmıştır. Üst katta dörder pencereli dört oda sofaya açılmaktadır.

YAPININ SÜSLEMELERİ: Kapı ve tavan süslemeleri görülür. Kapısı ahşap çift kanatlıdır. Taklit

küntekarî tekniğinde bezenmiştir. Oda kapıları girişkapısı gibi bezenmişama tek kanatlıdır.Pencereler ahşap kepenkli dikdörtgen biçimlidir. Tavan ahşap örtülü bağdadî çıtalıdır. Dikdörtgen göbek bölümü dışa taşkın değil; içe girintilidir.

GEÇİRDİĞİ ONARIMLAR: Geçirdiği onarım bulunmamaktadır.

İNCELEME TARİHİ: 05.02.2010


KATALOG NUMARASI: 02

RESİM NUMARASI: 07-10

ENVANTER NUMARASI: 1996 yılında 37 döküm numaralı yapı

YAPIM TARİHİ: Yok

YAPININ ADI: Akın Çorbacı oğlu Evi

BULUNDUĞU YER: Muğla- Milas

YAPININ MİMARÎ TANIMI: Yığma taş örgülü yapı üç katlı olup cumbalı taş bir yapıdır. Çatı; alaturka kiremitli kırma çatı biçimindedir. On iki odası bulunmaktadır. Bahçesi bulunan yapının girişi bahçeye değil direkt yapı içine bağlanmaktadır. Kırma çatılı alaturka kiremit örtülü yapıda saçak bulunmamaktadır. Kapı devşirme iki sütun ve kesme taşkemerden oluşmaktadır. Üstünde üçgen alınlık bulunmaktadır. Köşelerinde akantus yapraklı kabartmalar yer almaktadır. Yapı içinde köşelerde plastırlar bulunmaktadır ve sıva ile boyanmıştır. Odalar sofaya açılmaktadır. Cumbasında ok uçları şeklinde saçak bölümü bulunmaktadır. Sokağa bakan cephesinde on beştane dikdörtgen biçiminde pencereler bulunmaktadır.

YAPININ SÜSLEMELERİ: En önemli süslemeleri giriş, kapı üstleri, cumba destekleri ve tavan

bölümlerinde görülmektedir. Devşirme malzemeli girişten sonra tüm kapılar üç bordür sırasıyla

kuşatılmıştır. Kapı aralarına yivli plastırlar yerleştirilmiştir. İkinci katın tavanın göbek kısmı dokuz kare bölüme ayrılmışiçlerine ay- yıldız motifleri yerleştirilmiştir. Bu eklektik üslubun bir özelliğidir. Cumbanın bulunduğu üçüncü katın tavanı ise düz ahşap örtülüdür. Cumbanın iç tavanında ise ay- yıldız motifleri yer almaktadır.

GEÇİRDİĞİ ONARIMLAR: Bilinmemektedir.

İNCELEME TARİHİ: 05.02.2010


KATALOG NUMARASI: 03

RESİM NUMARASI: 11-13

ENVANTER NUMARASI: Yok

YAPIM TARİHİ: 1983-1985

YAPININ ADI: Osman Hamdi Bey Evi

BULUNDUĞU YER: Muğla- Yatağan (Eskihisar köyü)

YAPININ MİMARÎ TANIMI: Moloz taşörgülü kırma çatılı 2 katlı bir evdir. Yüzeylerde hafifletme

kemerleri bulunmaktadır. Ocak kısımları yapıdan biraz taşıntılı olarak gösterilmiştir.

YAPININ SÜSLEMELERİ: 2006 yılındaki onarımdan sonra yüzeyler boyanmışve sadece duvarı boydan boya bir kartuşiçinde kuşatan ışın demetleri bulunmaktadır. Ayrıca aynı kuşak sırası alt kat merdiveninin uzunluğu boyunca ve tün odaların yüzeylerinde sıralanmaktadır.

GEÇİRDİĞİONARIMLAR: 1990yılında çatı alaturka kiremitten yeniden örülmüş,2006 yılında ise hangi bölümleri geçirdiği bilinmemektedir.

İNCELEME TARİHİ: 05.02.2010



KATALOG NUMARASI: 04

RESİM NUMARASI: 14-22

ENVANTER NUMARASI: Yok

YAPIM TARİHİ: 1830-1839

BULUNDUĞU YER: Muğla (kız meslek lisesi binası)

YAPININ ADI: II. Mahmut ordugâhı

YAPININ MİMARİ TANIMI: Bu günkü Kız Meslek Lisesi binası, Muğla-Aydın karayolu üzerinde 1839 yılı II. Mahmut zamanında kışla olarak yapılmıştır. İstiklal savaşı sırasında tekrar mutasarrıf olarak Muğla’ya gelen Müştak Lütfi Bey eksik kalan kısımları tamamlatmıştır. Yapı kesme taş örgülüdür. 2 katlı olan yapının; 4 girişi, 12 alt katta 12 üst katta olarak 24 odası bulunmaktadır. 48 penceresi bulunmaktadır. Alt katın pencereleri yuvarlak; sivri kemerli nişiçine yerleştirilmiştir. Üst katın pencereleri ise dikdörtgendir. Girişcephelerindeki pencereler ise oldukça uzun yuvarlak kemerli forma sahiptir. Bu özelliğiyle batılılaşma dönemine benzemektedir. Beden duvarları birbirinden kademe kademe taşan bir sıralamaya sahiptir.

YAPININ SÜSLEMELERİ: Yapının ikinci katı yatay bir silme ile ilk kattan ayrılmıştır. Giriş cepheleri ve beden duvarlarına yerleştirilen pencereler batılılaşmanın etkisiyle yapılmış olduğunu gösterir. Uzun ve iki kısımlıdır. Pencere kemer kavisi hizasında yarım daireye bölünmüşve renkli cam işçiliğiyle yani vitraylarla süslenmiştir. Cephelere yerleştirilen plastırlar payanda görevinde değil cepheyi hareketlendirmek için yapılmışlardır. Her pencerenin yanlarında iki şer tane yapı inşasında kullanılmıştaş, kakma tekniğinde yerleştirilmiştir. Ayrıca her pencere kuşağının üzerinde pencere sayısı kadar ikili ya da üçlüküçük dikdörtgen kartuşlar bulunmaktadır. Girişlerde bu kitabe olarak görünürken cephelerde boşbırakılmıştır.

Güney girişindeki basık kemerin üzerinde ay-yıldız motifi bulunmaktadır. Bu eklektik üslupta yapıldığını gösterir. Bu motif mermerdendir. Çatı saçaklarında küçük gülbezek motifleri bulunur.

En önemli süslemeleri ise tavan ve tavan göbekleri oluşturmaktadır. İlk katın tavanı sekizgen

yapıdadır. Ortasında iç içe geçmişgeometrik desen sekizgen çerçeve olarak yerleştirilmiştir. Bunların

ortasında ise ‘S’ ve ‘C’ kıvrımlı kuşak bezemesi bulunmaktadır.’S’ kıvrımlarının uçlarına ise pençler

yerleştirilmiştir. Sade bırakılan yüzeye rağmen köşelerde yine ‘S’ ve ‘C’ kıvrımları görülür. Tavan göbeğini baştan başa çevreleyen inci dizisi arasında girift biçimde geometrik desenler yerleştirilmiştir.

İkinci katın tavan göbeğinde ise; yüzey hasır örgüsüne benzer biçimde süslenmiştir. Ortada; kare niş

içinde ışın demedi şeklinde etrafa dağılan süsleme grubu bulunur. Etrafında bu bezemeyi saran perde motifi dizi görülür. Saçak kısmında ise kabartma tekniğinde yuvarlaklaştırılmış yatay motifler yer almaktadır. İki motif arasına küçük sarkıtlar yerleştirilmiştir. Tavan göbeği saçak kısmına üç boyutluluk kazandırmıştır.

Destekler ise yine gülbezek motifi, damla motifi, yuvarlaklaştırılmış kabartmalar, dikey çizgiler ve dor düzenini anımsatan başlıkla hareketlilik kazanmıştır.

Kapılarda da aynı süsleme unsurlarının kullanıldığı görülür. Dönemin özellikleri yansıtması

bakımından Muğla’da önemli yapılardandır. Eklektik dönem özelliklerini yansıtır.

GEÇİRDİĞİ ONARIMLAR: Zamanla harap hale gelen kışlayı, 1845 yılında Mutasarrıf Müştak Lütfi Bey 10.000 altın harcayarak esaslı bir şekilde onarmış ve bu günkü duruma getirmeye çalışmıştır. 1982 yılında esaslı bir onarıma başlanan binaya, Kız Meslek Lisesi taşınmıştır. Binanın çatı ve odaları onarılmıştır. 2006–2007 öğreti yılı başında tekrar büyük bir onarıma alınarak, Kız Meslek Lisesi ünitelerine cevap verebilecek duruma getirilmeye çalışılmıştır.

İNCELEME TARİHİ: 06.02.2010


KATALOG NUMARASI: 05

RESİM NUMARASI: 23-26

ENVANTER NUMARASI: yok

YAPININ TARİHİ: 1850-1860

YAPININ ADI: Hacı Kadı Yayla Evi

BULUNDUĞU YER: Muğla- Karabağlar yaylası

YAPININ MİMARİTANIMI: Yapı anıtlar yüksek kurulunca koruma altına alınmıştır. 24 dönümlük arazi ortasında yer almaktadır. Cephesi kuzey yönüne çevrili olup, bu yapının yazın oturulma amaçlı olarak yapıldığını göstermektedir. İki katlı yapının 3 tarafı taş, tuğla ve kireçle yapılmışkalın duvar ile çevrili, ön cephesi ise ahşap ve bağdadî ile imal edilmiştir. Duvar ustası olarak Rum inşaat ustası ‘ Filvari Usta çalışmıştır.

YAPININ SÜSLEMELERİ: Dış cephelerde ahşap hatıllar pencere altlarına yerleştirilmiştir. Şu anada açık olmadığı için iç süslemeleri göremedik.

GEÇİRDİĞİ ONARIMLAR: 2000 yılında Anıtlar Yüksek Kurulunca koruma altına alınmış ve projeler doğrultusunda 2001, 2007 onarımları geçirmiştir.

İNCELEME TARİHİ: 02.05.2010


Katalogda ele alınmış beş sivil yapıdan II. Mahmut Ordugâhını bir kenara ayırırsak; Muğla evleri için

genel özellik oluşturan avlu içinde yan veya ön yüzleri sokağa bakmaktadır. Genellikle iki katlı olan bu evlere kuzulu kapıyla girilir. Muğla’nın en önemli evlerinden biri olan ve ilk akla gelen Özbekler Evi böyle olmasına karşın Milas’ta bulunan Akın Çorbacı oğlu Evi kapısı böyle değilken; Fatma Akdeniz evi tek kanatlı olmasına rağmen benzerlik gösterdiğini söyleyebiliriz.

Akın Çorbacı oğlu Evi ve Fatma Akdeniz Evi Muğla evleri gibi, sokağın bir parçasıymışgibi

düzenlenmemiş; Milas evlerinin genel özelliği olan tek tek ev, konak yapımını yansıtmaktadır.


Yatağan Evleri ise iki katlı, bağdadî sıvayla kaplanmış, kalın duvarlı evlerdir. Bu evlerin bir diğer adı ‘katrancı evleri’ olarak isimlendirilir. Bacaları tipik Muğla bacaları tipindedir. Fakat Milas evlerinin baca özelliği olarak dört tarafı açık bırakılan üçgen boşlukların altına yerleştirilen platform; antik sütun başlığını anımsatır. Bölgeye Heraklia, Hydai,Euromos, Labranda, Stratonika gibi yakın antik şehirler bulunmaktadır.


Bu hususu göz önüne alırsak; Milas evlerinin yapımaşamasında devşirme malzemelerin

kullanılmışolduğunu söyleyebiliriz.

Ne kadar yapımlarını Rum ve Ermeni ustalardanöğrenilse de, yapımında Rum ve Ermeni ustalar çalışsa

da Muğla ve çevresindeki Türk evleriyle Rum evleri arasında farklar görülür. Ahşap malzeme ve süslemesi

kullanılmasına rağmen Rum evler tamamıyla taştandır. Bu noktada Akın Çorbacı oğlu evinin tamamıyla taş

ve üzeri sıva ile yapılması Rum evi olabileceğini veya ustaya karışılmadan yaptırmışolabileceğini

düşündürse de içte ahşap süslemeler göze çarpmaktadır.

Muğla ve Milas evlerinin iç bezemelerinde palmet ve geometrik motifler genel özellik olsa da 18.yy-

19.yy batı etkilerinin daha güçlü yayılmasıyla ortaya çıkan impost, bağdadî gibi süslemeler Akın Çorbacı

oğlu ve Hacı Kadı Yayla evlerinde görülmektedir. Hemen ardından ortaya çıkan seçmeci üslubun etkisiyle

ay- yıldız motifleri Akın Çorbacı oğlu evinde ve II. Mahmut Ordugâhında görülmektedir.

Sonuç olarak Muğla evleri temelde Rumlardan öğrenilmişolsa da o dönemin genel özelliğini çok az

sayıda günümüzde kalabilmişyapılarda göstermektedir. Bu yapılar bölgenin ileri gelenleri kadar zengin

yapılar olmasa da ev estetiğinde ahşap süslemesine önem vermiştir. Günümüzde çok harap durumda olan

Muğla ve çevresindeki evlerin daha çok araştırılıp daha çok koruma altına alınarak aslî halineuygun

restorasyon çalışmaları yapılması gerektiği düşüncesindeyim.

.

* 0nsekiz Mart Üniversitesi Sanat Tarihi 4.sınıf öğrencisi.

1

Anonim. Ötüken Yeni Türk Ansiklopedisi,cilt: XII İstanbul,1985,s:4730-4731.

2

Adı geçen ilçelerde bulunan tarihi yapıları için; bkz.Muğla Valiliği, Cumhuriyetimizin 80. Yılında Muğla,Milsa A:Ş, 2003,s:108-111. bkz.; Muğla Valiliği,Cumhuriyetimizin 50.Yılında Muğla,1973,s:170-176 .

3

Cercis İkiel, “Muğla ilinin coğrafî Özellikleri”, Muğla Kitabı(ed.A. Abbas Çınar),İzmir,2004,s.21.

4

Ertuğrul Aladağ, Muğla Evi,Muğla,1991,s.10.

5

Aladağ, Muğla Evi, s.11.

6

Bayram Akça, “Muğla’nın 20.yüzyıla Kadarki Tarihi”,Muğla Kitabı(ed.A. Abbas Çınar),İzmir,2004,s.48-57.

7

Akça, “Muğla’nın 20.yüzyıla Kadarki Tarihi”,Muğla Kitabı(ed.A. Abbas Çınar),s.49.

8

Bu dönemde yapılmış birçok tarihi yapı bulunmaktadır. Yapı, usta ve hattatlar için; Bkz. Üsküdarlı Ali Rıza Hakses (Muğla

Müftüsü Dersiamdan), Muğla Menteşe Büyükleri,1940-1941,s. 40-177.

9

Kürşat Ekrem Uykucu, Muğla Tarihi, İstanbul,1968,s.182.

10

Akça, “Muğla’nın 20.yüzyıla Kadarki Tarihi”,Muğla Kitabı(ed.A. Abbas Çınar),s.51.

11

O dönemde sadece bir tane hamam bulunmaktadır. O da Saburhane Hamamı’dır.

12

Ertuğrul Aladağ, “Muğla Köylerinde Halk Yapı Sanatı”,Muğla Name(Muğla ve İlçeleri Kültürü Üzerine Makaleler),(ed. A. Abbas

Çınar),İzmir,2006,275-278.

13

Aladağ, Muğla Evi, s.10

14

Ertuğrul Aladağ, “Muğla’nın Geleneksel Evleri ve Bacaları”, Muğla Kitabı,(ed. A. Abbas Çınar), İzmir, 2004,s.379.

15

Aladağ, “Muğla’nın Geleneksel Evleri ve Bacaları”, Muğla Kitabı,(ed. A. Abbas Çınar), s.381.

16

Osman Gürün , “Muğla Kültüründe Yayla Yaşamı ve Karabağlar”, Muğla Name(ed. A. Abbas Çınar), İzmir,2004, s.265-267.

17

Selahattin Sapmaz, “Dünden Bugüne Karabağlar”, Muğla Name( Muğla ve İlçeleri Kültürü Üzerine Makaleler),(ed. A. Abbas

Çınar), s.381-382.

18

Aladağ, “Muğla’nın Geleneksel Evleri ve Bacaları”, Muğla Kitabı,(ed. A. Abbas Çınar),s.372-383.

19

Oktay Ekinci, Yaşayan Muğla, s. 52-53.

20

Tolga Madan “Muğla’nın Kayıp Kültürü ‘Kadın Eli’ Kapı Tokmakları”,Ulusoy Travel, sayı: 138, İstanbul, Kasım 2008,s:65-70.

21

Ekinci,Yaşayan Muğla, s.62-63.

22

Ekinci, Yaşayan Muğla, s.58.

23

Aladağ, Muğla Evi, s.78-79.

24

Yusuf Çetin,“Geleneksel Türk Evinde Cumba”,Sanat Tarihi Dergisi, sayı: XV. İzmir, Ege Üni. Fen-Edebiyat Yayınları, Ekim

2006,s.18-26.

25

Bu bilgiler Muğla ilinin ilk belediye başkanı sayın Hacı Kadı Efendi’nin torunu sayın Avukat SüleymanAksoy’ dan alınmıştır.

26

Osman Kunduracı’nın hazırlamış olduğu Yatağan evleriyle ilgili bir katalog kitapta yer alan bilgileriçin; Bkz. Osman

Kunduracı, Muğla-Yatağan Çevresindeki Türk Devri Mimarisi Ve El Sanatları, Muğla,2007.

27

www.muglakulturturizm.gov.tr (11.08.2010,20:44)

28

Nurgül Oktik, ÜNAL Bozyer ve diğerleri. 2003 Milas Araştırması, Muğla,2004,Muğla Üni. Yay. ,s.24-28.
BİBLİOGRAFYA

ALADAĞ, Ertuğrul.Muğla Evi’nin Amerika Öyküsü, Muğla,1995.

ALADAĞ, Ertuğrul.Muğla Evi, Muğla,1992.

ANONİM. Ötüken Yeni Türk Ansiklopedisi, cilt: XII İstanbul,1985,s:4730-31

ÇETİN, Yusuf. “Geleneksel Türk Evinde Cumba”,Sanat Tarihi Dergisi, sayı: XV. İzmir, Ege Üni.

Fen-Edebiyat Yayınları, s:18- 26,Ekim 2006.

ÇINAR, A. Abbas. Muğla Name(Muğla ve İlçeleri Kültürü Üzerine Makaleler), İzmir,2006.

KUNDURACI, Osman. Muğla-Yatağan Çevresindeki Türk Devri Mimarisi Ve El Sanatları,

Muğla,2007.

KUNDURACI, Osman.“Muğla Yatağan Çevresindeki Ahşap Süslemeli Kapılar”,20000` li

Yıllarda Türkiye`de Geleneksel Türk El Sanatlarının Sanatsal, Tasarımsal ve Ekonomik

Boyutu Sempozyumu(25-27 Kasım 1998).

MUĞLA VALİLİĞİ. Cumhuriyetimizin 50.Yılında Muğla, Muğla,1973.

MUĞLA VALİLİĞİ. Cumhuriyetimizin 80. Yılında Muğla, Muğla, Milsa A.Ş,2003.

OKTİK, Nurgül, ÜNAL Bozyer ve diğerleri. 2003 Milas Araştırması, Muğla,2004.

Ekrem Uykucu, Muğla Tarihi, İstanbul, 1968