20 Aralık 2014 Cumartesi

Rıfat Ayaydın


Rıfat Ayaydın 1915 yılında Muğla’da doğdu. Ailesi daha sonra İstanbul’a yerleşti. Öğrenimini Harp Okulu’nda tamamlayarak çeşitli askeri görevlerde bulundu. Ordudan ayrıldıktan sonra Emniyet Genel Müdürlüğü ile Etibank yönetim kurulu başkanlığı yaptı. 20 Nisan 1974 tarihinde Ankara’da öldü. Ailesinin mûsikiye âşinalığı vardı ve büyükbabası neyzendi. Mûsiki çalışmalarına on iki yaşında ud dersleri alarak başladı. Gençliğinde mevlevihânelere devam eder, semâzenlik yapardı. Başlangıçda ney çalmaya da heves


etmişti. İlk ud hocası Ali Rıza Bey’dir. İzmir’de bulunduğu sıralarda Kanûni Fethi Bey ile Selânikli Ahmed Efendi’den yararlandı. Bu hocalardan geniş bir repertuar edinerek mûsikinin pratik yönlerini öğrendi. Orta derecede ud çalardı.

Nazik tabiatlı, içe dönük, terbiyeli ve güzel konuşan bir kimseydi. Kişisel gayreti ile iyi edebiyat bilgisi öğrenmişti. Eserlerinin çoğunun sözlerini kendisi yazmıştır. Dolayısiyle iyi bir güfte şâiriydi. Birçok şiirini de Ferit Sıdal, Sadi Hoşses, Ekrem Güyer gibi sanatkârlar bestelemiştir. Eserlerinin büyük bir bölümünü Halil Aksoy notaya almıştır. Duygulu, tekniği sağlam otuz kadar eseri biliniyor.

Eserleri

Bayati-Seviyormuş gibi bak yine bir gün derinden


Hicaz-Seni böyle görünce bir gönül yarasıyla


Hicaz-Sevmek nedir öğret bana ah etmeyi öğret


Hicaz-Sezdim dargın bakışını dalarken gözlerine


Hicaz-Yorgun düştüm koklamaktan hayalin dün gece


Karcığar-Yalpalayıp çıktım merdivenleri


Kürdilihicazkâr-Heder ettim yıllarımı boş ümide bağladım


Kürdilihicazkâr-Kara sevda dedikleri bir ateş var başımda


Kürdilihicazkâr-Kır saçlarımın her teli bin dertle ağarmış


Nihavend-Maziye karışmış sararan günleri andım


Rast-Görmemiştim çok zamandır hayli değişmiş yüzün


Suziank-Bir göz yaşıdır kalbime damlar gibi dinmez


Uşşak-Karardı söndü hep hayal oldu neşeler zevkler
















Bilinmeyen Muğla...

Bugün bir turizm şehri olan Muğla, tarihinde büyük zatlara evliyalara ev sahipliği yapmış. Muğla Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Namık Açıkgöz, şeyhlerinin kurduğu külliye ve mevlevihanelerde büyük âlimler yetiştiğini söylüyor ve Muğla'nın manevi hafızasına dikkat çekiyor.

Muğla hep turizmle; Bodrum'u, Fethiye'si, Gökova'sı Marmaris'i ve eşşiz doğal güzellikleriyle anılır, tarihi doku pek de akla gelmez. Ancak şimdi Muğla Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Namık Açıkgöz, şehrin pek de bilmediğimiz farklı bir yönüne dikkat çekiyor. Muğla'da özellikle 15, 16 ve 17. yüzyıllarda Mevlevilik, Nakşibendilik, Vefailik ve Rifailik gibi tasavvufî tarikatlar var olmuş. Horasan ve Buhara'dan gelen tarikat şeyhleri, kurdukları mekteplerde çok sayıda şeyh, âlim, hafız, şair, hattat ve kadı yetiştirerek gönüllere ışık tutmuş.

Yaşadıkları devirlerde insanların gönül gözlerini açmak için çalışan manevi şahsiyetler, şimdi bile mezar taşlarıyla görevlerini yerine getirmeye devam ediyor. Tarihî camilerin avlularında bulunan âlimlerin kabirleri ve iki türbe günümüze kadar ulaşmasına rağmen 1937 yılında şehrin imar planı gerekçe gösterilerek mezarların çoğu yıkılıp sökülmüş ve adeta şehrin manevi hafızası silinmiş.

Prof. Dr. Namık Açıkgöz, şehirde dört tasavvufi hayat yaşandığını söylüyor. Tarikat şeyhlerinin kurduğu külliye ve Mevlevihanelerde din âlimleri yetiştiğini anlatan Açıkgöz, "Şehir merkezindeki cami ve türbelerde, Osmanlı dönemine ait mezar taşları bulunuyor. Bunlar Şeyh ve Şahidi camilerinin bahçesinde. Bu hazirelerde medfun bulunanların çoğu Mevlevi'dir." diyor.

O dönemde şehrin manevi bir iklime sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Açıkgöz, şunları söylüyor: "Şehrin yeniden düzenlenmesi uğruna Kurşunlu Cami ile bugünkü devlet hastanesinin bulunduğu yere kadar olan kısımda bulunan kabristan, bazı mezarlar nakledilerek dümdüz ediliyor. Bununla Muğla'nın son büyük hafızası olan Mevlevi şeyhi ve aynı zamanda mahkeme-i şer'iyye kâtibi Hoca Mustafa Fehmi Efendi'nin mezarı ve mezar taşı da yok ediliyor. Mustafa Fehmi Efendi, son devrin hafız-ı kütübü olup bin 500 kadar el yazması ve matbu eseri bir araya getirerek Şeyh Camii yanındaki kendi kütüphanesini kurmuştur. Bu kütüphanenin önünde kitabesi de mevcuttur ve metni şöyledir: Kütüphane-i es-Seyyid Mustafa Fehmi el-Mevlevî el-Muğlavî. Sene 1282 (Miladi 1865-1966).

Muğla'nın tarihinde yer eden manevi şahsiyetler arasında Hüdai Efendi (Şahidi'nin babası), Şahidi Hazretleri, Üç Erenler (Mehmet, Salih, Ömer), Şeyh Seyyid Kemaleddin, Şeyh Şemseddin, Emirbeyazıt, Hızır Şah (Datça), Şeyh Bedrettin, Cafer Çelebi, Şeyh Şücaeddin Veli, Muslihiddin Efendi, Haydar Efendi, Muhiddin Efendi, Hamursuz Dede, Kazancı Dede, Seydi Efendi, Muhiddin Efendi, Hamza Efendi, Şeyh Hacı Halife ve Şuhudi Dede (Ula) geliyor."

Üç Erenler
Sultan Yıldırım Beyazıt devrinde Buhara'dan gelen Bayramiye tarikatı şeyhlerinden olan ve Üç Erenler olarak bilinen Salih, Ömer ve Mehmet adlarındaki üç kardeş, savaşlarda şehit oldu.

Şeyh Seyyid Kemaledtdn
Emir Sultan'ın kardeşi Şeyh Seyyid Kemaleddin, Şahidî Kabristanı'nda yatmaktadır. Rivayete göre Kanuni Sultan Süleyman, Şahidî Hazretleri'ni İstanbul'a davet eder. Hattâ tayy-i mekânla bir gecede Kur'ân yazması teklif edilmiştir. Ertesi gün takdim edilen Kur'ân karşısında hayretler içerisinde kalan Sultan Süleyman, "Dile benden ne dilersen." diye ısrar eder. Şahidî, "Seyyid Kemaleddin'in ayakucuna yatmak isterim." demiştir. Sultan Süleyman, Kurbanzade mevkisindeki Mevlevihaneyi, Seyyid Kemaleddin Hazretleri'nin yattığı yere naklettirir.

Şeyh Şemseddin
Mevlevi zaviyesinin postnişini olan bu zat, tekkenin aşhanesi ve ekmek fırınında sabah akşam fakir dervişlere ekmek ve yemek dağıtırdı. Muğla'ya hayat veren Şemseddin Suyu'nu da Karamuğla deresinden getirmiştir.

Hüdai Efendi
Muğla'daki dergâhta Mevlevi şeyhliği yapmıştır. 1506 tarihinde Muğla'da vefat etmiştir. Oğlu İbrahim Şahidî ile aynı türbede yatmaktadır.

Şahidî Efendi
Evliya Çelebi, tasavvuf ve şairlikte üstat ve erdem sahibi Şahidî Hazretleri'nden Seyahatnamesi'nde "Muğla'da bir mektebi vardır. Şehrin çocukları orada ilim tahsil ederler. Binden fazla çocuk vardır. Başka şehirlerde olup aklı ermeyen, buraya gelip birkaç ders okuyunca zihni açılır." demektedir.

Emir Beyazıt Efendi
Aslen Buharalı olan ve insanlara doğru yolu göstermek için Muğla'ya gelen Emirbeyazıt Efendi, Muğlalılar tarafından ulu kişilerden kabul edilir.

İlçeleriyle Birlikte Muğla Tarihi

Şehrimizde bir dönem Turgut Reis lisesi'nde tarih öğretmeni olarak görev yapmış olan Kürşat Ekrem Uykucu'nun 1968 yılında ilk baskısı yapılan ''İlçeleriyle Birlikte Muğla Tarihi'' isimli kitabı şehrimiz ve ilçelerinin tarihi hakkında yapılmış en kapsamlı çalışmalardan birisidir. Muğla tarihi hakkındaki tüm çalışmalar muhakkak bu kitaba atıf yapmıştır.

Muğla ve İsmet Tayyaresi

Çevre yolundan Muğla'ya girdiğinizde, Uğur Mumcu Bulvarı ile Atatürk Bulvarı'nın kesiştiği döner kavşakta bir uçak maketi ile karşılaşırsınız.
Muğla Belediyesi tarafından kentin girişine konulmuş olan bu maket uçağı görünce hemen durup fotoğrafladım ve hakkında bilgi edinmeye çalıştım.
Kurtuluş savaşında Sakarya Meydan Muharebesi'nin kazanılmasında büyük rol oynayan ve halen İzmir Gaziemir'deki Hava Teknik Okullar Komutanlığı'nda sergilenen "İsmet Tayyaresi" isimli De-Hawilland- 9 tipi uçağın orijinal boyutlardaki bir maketi törenle buraya yerleştirilmiş. Uçağın yapımı yaklaşık 2,5 ay sürmüş. İngiltere Uçak Müzesi'nden alınan çizimler ve ODTÜ uçak mühendislerinin katkısıyla Muğla Belediyesi işçilerinden oluşan 9 kişilik ekip tarafından tıpkı yapımı gerçekleştirilmiş.




İSMET TAYYARESİ

Bu uçak İngiliz yapımı De Haviland DH-9 modeli bir bombardıman uçağıdır. 240 beygir gücünde motoru bulunan uçağın 250 kg bomba taşıma kapasitesi vardır. Pilotun önünde, motorun üzerinden öne doğru ateş edebilen bir Vickers makineli tüfeği ve gözetleyici yerinde 360 derece dönüş sağlayan taret üzerine yerleştirilmiş Lewis makineli tüfeği bulunmaktadır. Yüksek sürat sağlayan motor kuvveti, geniş bir görüş açısı sağlayan gözetleyici yeri ve silah gücüyle, bombardıman görevinin yanı sıra iyi bir keşif ve av uçağıdır.

Hiçbir yedek parçası ve malzemesi bulunmayan ve Sakarya savaşına katılan iki tayyareden biri olan İsmet Tayyaresi, savaş boyunca 28 uçuş gerçekleştirmiştir. Havacılarımız Sakarya Meydan Savaşı süresince bu uçakla, genişliği 120 kilometreyi bulan cephede, düşman üzerinde ve gerilerinde birçok uçuşlar gerçekleştirmişlerdir.

Görev yapabilecek durumdaki iki uçaktan biri olan İsmet Tayyaresi ile havacılarımız bir gün içinde üç, bazen dört uçuş yaparak cephenin her noktasıyla ilgili keşif uçuşlarını yapmışlardır. Bakımlarını geceleri fenerler ve çıra ateşinin ışığı altında yaparak uçakları sürekli görev yapar durumda tutan havacılarımız, olağanüstü fedakâr gayretleri ile sayı azlığını nitelik üstünlüğü sağlayarak gidermişlerdir. Havacılarımızın keşif raporları ile düşmanın durumu hakkındaki değerli bilgilerin zamanında cephe komutanına ulaştırılması elde edilen zafere büyük katkıda bulunmuştur.

Hava bölüğüne uğurlu geldiğine inandıkları bu uçağa havacılarımız, Batı Cephesi Komutanı İsmet (İnönü) Paşa'ya karşı duydukları sevgi ve saygı nedeniyle oy birliği ile "İsmet" ismini vermişlerdir.

* "1 Eylül 1921 tarihinde hem keşif yapmak hem de düşmanı taciz etmek için "İsmet" uçağı ile göreve çıkan pilot Vecihi Bey ve gözetleyici Hasan Basri (Bilgin) Bey havada bir Yunan uçağı ile karşılaştılar. Vecihi Bey uçağını ustaca kullanarak taarruz için avantajlı bir durum yakaladı. Hasan Basri Bey gözetleyici yerindeki makineli tüfekle Yunan uçağını etkili bir ateş altına aldı. Cephanesi kısıtlı olduğu için çok dikkatli nişan alan Hasan Basri Bey kısa aralıklarla açtığı ateşle kendilerine ateş etmeye çalışan Yunanlı gözetleyiciyi vurdu. Ardından düşman uçağına öldürücü isabetler kaydederek uçağı Katranca Vadisi'ne düşürdü."

Birinci Dünya Savaşı'nda da düşman uçağı düşürmüş olan bu kahraman Türk havacıları İstiklal Madalyası ile onurlandırılmışlardır.

* "Vecihi Bey ve Hasan Basri Bey, Sakarya Meydan Savaşı süresince İsmet uçağı ile yaptıkları her uçuşta hem düşmanın durumu hakkında önemli bilgiler topluyorlar, hem de attıkları bombalar ve makineli tüfek ateşleri ile ona büyük zararlar veriyorlardı. Düşman birlikleri ve karargahtan üzerindeki uçuşları ve yarattıkları tahribat yabancı gazetelerde bile önemli bir haber olarak yer buluyordu. 22 gün ve 22 gece süren savaşta, Türk askerinin önünden kaçmakta olan düşmanın bozgun halinde cepheyi boşaltmakta olduğu müjdesini de "İsmet" uçağı ile keşif görevi yapan Vecihi Bey ve Hasan Basri Bey verdiler."

İsmet Tayyaresi savaş sonrası İzmir'de eğitim için kullanıldı. Şu anda ise İzmir Gaziemir'deki Hava Teknik Okullar Komutanlığı'nda sergileniyor.

MUĞLA VE İSMET TAYYARESİ

Peki, İsmet Tayyaresinin Muğla ile ne ilgisi bulunmaktadır? Bu çok ilginç bir öyküdür. Muğla halkının, teknolojinin en uç noktasını olan ve savaşlarda en üstün silah gücü sayılan bir uçağın ordumuza katılmasını sağlamasının ve Kurtuluş Savaşına yaptığı büyük katkının öyküsüdür.

* "1921 yılının yaz aylarında bir Yunan savaş uçağı Davutlar (Kuşadası) mevkiinde açık araziye mecburi iniş yapmıştır. Uçak mürettebatı, bir pilot ve gözetleyici (rasıt) uçağın göstergelerinin bir kısmını kırarak uçağı imha etmeye hazırlanmışlardır. Bu arada yakındaki tarlada çalışmakta olan halk çapasını, kazmasını küreğini kaparak olay yerine yetişmiş ve silahlı Yunan havacıları esir alarak uçağa daha fazla zarar vermelerini önlemiştir.

Uçak Söke'de, bugünkü Konak Meydanı'nda bulunan bir taş hanın içine taşınarak Türk jandarma kuvveti tarafından emniyet altına alındığı sırada, bölgede bulunan İtalyan işgal kuvvetleri Yunan havacıların ve uçağın kendilerine teslim edilmesini istemişlerdir.

Jandarma birliğinin başındaki subay sadece Yunan havacıları teslim ederek, uçağın kendileri tarafından tutulacağını bildirmiştir. İtalyan askerlerin taş hanı ablukaya alma girişimi karşısında Türk jandarma birliği de mevzi alarak direnişe hazırlanmıştır. İtalyan askerlerine destek için Kuşadası yönünden gelebilecek takviye güçlere direnmek üzere de Kuşadası-Söke yolunu tutmak üzere iki jandarma eri gönderilmiştir. Yaşanan gerginlik uçağın dış etkenlerden korunmak üzere bir branda ile örtülü olarak taş handa kalması konusunda uzlaşma sağlanması ile sona ermiştir. Bu çok kıymetli savaş aracının Anadolu içinde ulusal bağımsızlık savaşı veren ordumuza kazandırılması için Söke halkı büyük gayret göstermiştir.

Yaşlı bir saatçi ustasından uçağın taşınabilmesi için sökülmesi istenmiş, ona gözcülük etmek üzere, "sen teknik işlerden anlarsın" diyerek jandarma muhabere onbaşısı Rahmi (Kocagöz) Efendi görevlendirilmiştir. Saatçi ustası; pervanenin cıvatalannı sökemeyince pervaneyi kesmeye kalkmış, Rahmi Efendi"ne yapıyorsun, usta?" diyerek kendisini durdurunca, "memlekette ağaçtan bol ne var, gittiği yerde bir tane daha yaparlar" cevabını vermiştir. Uçak pervanesinin basit bir ağaç parçasından imal edilmediğini, bunun maharet ve bilgi gerektirdiğini bilen Rahmi Efendi, "memlekette çok ağaç var ama bu pervanenin hesabını yapacak adam yok, bunu yaparsan seni cezalandırırlar diyerek" uyarıda bulunmuştur.

Rahmi Efendi bulabildiği bazı basit takımlarla uçağın sökülmesi işini üzerine almıştır. Uçak gövdesi, kanatlan gibi büyük parçaları sökülerek kaçırılmak üzere hazırlanırken, uçağı örten branda kalaslarla desteklenerek örtünün altında halen bir uçak bulunduğu görüntüsü verilmiştir. Uçağın sökülen kanatlan develere yüklenerek, gövdesi de hayvanlar tarafından çekilen bir araba üzerine yerleştirilerek, dağ tepe aşılıp gizlice Muğla'ya nakledilmiştir. Gövdeyi taşımak için hazırlanan araba uçağın tekerleklerini ancak yerden kestiği için tekerlekler zaman zaman yere vurarak dönüyor ve zarar görebilecekleri konusunda büyük kaygı yaratıyordu. Uçak ve parçaları bu güçlükler altında, zarar görmemesine mümkün olduğu kadar büyük özen gösterilerek Muğla'ya ulaştırılmıştır.

Uçağın tekrar toplanarak uçabilir hale getirilmesi ve Ulusal Orduya katılması için, hem uçuculuğu hem de teknik bilgisi ile havacılık konusunda çok yetenekli olduğu bilinen kahraman Türk pilotu Vecihi (Hürkuş) Bey ve Rasıt Teğmen Hamdi (Çaypınar) Efendi önderliğinde bir ekip 27 Temmuz' da yola çıkmış ve ancak 9 Ağustos'ta Muğla'ya varmışlardır.

Tayyare makinisti Eşref Bey'in yaptığı hazırlıklardan sonra, Muğla halkının da bütün imkanlarını seferber etmesi ile uçak on gün içinde yeniden uçabilir duruma getirilmiş ve Vecihi Bey her türlü tehlikeyi göze alarak 19Ağustos'ta makinisti Eşref Bey'le beraber ilk tecrübe uçuşunu gerçekleştirmiştir. Vecihi Bey hakkında hemen hiçbir şey bilmediği İngiliz sistemindeki bu uçağı uçurarak önce Akşehir'e ve 23 Ağustos'ta da Ankara'ya getirerek Malıköy'deki "Tayyare İstasyonu"na teslim etmiştir."

Bu uçak, o dönemde, ömürlerinde uçağı hiç görmemiş insanlar tarafından kurtuluş savaşı'na kazandırılmış bir uçaktır. O dönemde yaşanan kıtlık ve kıyametin içinde bu katkının çok büyük önemi vardır.
Kentin girişine konulmuş olan bu maket uçak burada sadece bir hatıra olarak değil, bir kentin hafızası olarak ta bulunuyor.

İsmet Tayyaresini bağımsızlık mücadelesine kazandıranları saygıyla anıyorum.

Kaynak: Ulusal Bağımsızlık Savaşımız ve Muğla, Bülent YILMAZER, Muğla Kent Kültürü, Sayı: 6, Aralık 2008

Muğla Belediye Başkanları

1. Hacıkadızade Süleyman Efendi (1871 - 1880)
2. Hacı Memiş Ağa
3. Zorbazzade Hacı Şeref Ağa (1880 - 1910)
4. Karahafızzade Hacı Mehmet Ali Efendi (1910 - 1914)
5. Pirinçcioğlu Hacı Mehmet Efendi (1912 - 1914)
6. Zorbazzade Ragıb Bey (1914 - 1928)
7. Hüseyin Avni Ercan (1928 - 1931)
8. İskender Alper
10. Esat Kaya Ayman (1957 - 1960)
11. Necati Kınacı (1960 - 1960)
12. Selahattin Kürşat (1960 - 1960)
13. Necdet Taşar (1960 - 1961)
14. Şerif Tüten (1961 - 1963)
15. Latif Sepil (1963 - 1965)
16. Fevzi Özer (1965 - 1965)
17. Haluk Özsoy (1965 - 1973)
18. Erman Şahin (1973 - 1980)
19. İsmail Ali Göker (1980 - 1982)
20. Süleyman Gündeşlioğlu (1982 - 1983)
22. Erman Şahin (1984 - 1989)
23. Orhan Çakır (1989 - 1999)

Kocahan'dan Kışlaya

Muğla Kurşunlu Camii karşısında bulunan İnsan Hakları Parkı ile banka ve işyerlerini kapsayan alanda, Kocahan bulunmaktaydı. Kocahan içinde, tamircisi, kahvecisi, eczacısı gibi birçok esnaf barındırırdı. Esasında Muğla bir hanlar şehriydi. Yağcılar, Konakaltı, Kocahan, Yarımhan, Apostol ve Balcıoğlu gibi hanlar şehri süsler, gelen konuklarını ağırlardı.

İzmir’in 15 Mayıs 1919’da Yunan birlikleri tarafından işgal edilmesine karşı, tarihe“Kocahan mitingi” olarak geçecek toplantıda işgal protesto edilmiştir. Miting heyetinin başkanlığınıBelediye Başkanı Ragıp Bey yapmış ve Dr.Cemil Şerif Baydur, Encümen Mümeyyizi Zekai Eroğlu ve Bozöyüklü Hacı Süleyman Efendi konuşma yapmışlardır.

1928’de Muğla Valisi olan Salih Cemal Bey döneminde, Cumhuriyetin ilk imar faaliyetleri başlar. Salih Cemal Bey, bugünkü Ziraat Bankası’nın yerindeki Kulüp Binasını, Kurşunlu Camii karşısında yanmış olan Belediye sineması yerindeki Kulüp Sinemasını yaptırmıştır. Bugün Kulüp binasının yerinde Ziraat Bankası, sinemanın yerinde de Katlı Otopark yapılmıştır. Tarihi bir öneme sahip Kocahan, Latif Sepil’in belediye başkanlığı döneminde kamulaştırılarak yıkılmış, yerine de bir takım işyerleri açılarak, kalan kısmı da yola terkedilmiştir.

Muğla’nın Osmanlı’dan, Cumhuriyet’e medeniyet ve şehircilik telakkisi ince zevklerle örülmüş mimari eserlerin yerini bugün kaba saba ve zevkten yoksun binalar almıştır.

Yıktıklarımızın yerine kültürel anlamda bir miras bırakamadığımıza göre, kentin sosyal ve yeşil alanlarını değerlendirebiliyor muyuz? Eski garaj alanının hali ortada. Müteahhitliğe soyunan merkez ilçe belediyesi karşısında, inisiyatif sahibi sivillere önderlik eden, Ahmet Karaosmanoğlu ve Meral Oğuz gibi şahısların üstün gayretleri eski garaj alanını beton ormanı olmaktan kurtardı. İhaleyi kazanan ve mahkeme kararı ile inşaatı durdurulan ve bu sebeple belediyeyi zararlarının karşılanması için hukuki işlemleri başlatan firmanın, kentin ortasında açtığı çukur, çirkin bir görüntü sergilemeye devam ediyor.

Şimdi de, neredeyse kentin tek nefes alacağı alan olarak kalan Kışla parkı, Belediyenin aldığı inşaat kararıyla konuta açılarak, betona teslim olacak…Kentin bu nadide alanının önceki yıllarda SGK hizmet binası, Sağlık Ocağı ve Huzurevi inşaatlarıyla kuşatılarak daraltıldığını gözden ırak tutmazsak endişelerin ne kadar haklı olduğunu görebiliriz.Kışla parkı, çevresindeki onca sportif ve kültürel tesislere rağmen, aileleri yeterince çekmeyi başaramadığımız bir alan.Şimdi Muğla Belediyesi, ekonomik şartları gerekçe göstermek suretiyle; Kışla park alanıyla bütünleşen, eski itfaiye binası ve yıkılan düğün salonun da bulunduğu parseller üzerinde kat karşılığı ve yap-işlet-devret modeliyle inşaat yapmak üzere müteahhitlere verilmesi konusunda 04.06.2013 tarihinde bir karar vermiş.

Bildiğiniz gibi bu alanda, Orhan Çakır’ın belediye başkanlığı döneminde, düğün salonu inşaatına başlanmış, Osman Gürün’ün görevi devralmasından sonra uzun bir süre inşaat iklim koşullarının kaderine bırakılmış, daha sonra da depreme dayanıksızlığı gerekçe gösterilerek, yerine “bölge müzesi” yapılacağı vaad edilerek yıkılmıştı.

Muğla’da düğün salonu ihtiyacının Düğerek’te yapılan salon inşaatıyla giderileceği söylenmekte. Muğlalılar Düğerek’teki düğün salonuna itibar ederler mi, zaman gösterecek.

Muğla Belediyesi’nin adeta rant ve kazanç yaratma uğruna Muğla’nın sosyal alanlarını katletmesini doğru bulmuyorum. Osman Gürün’ün yaptığı son açıklamalar, açıkçası kamuoyunu tatmin etmemiştir. Tam aksine Kışla alanıyla bütünleşik alanın “müteahhit belediye” zihniyetiyle hızla betonlaşacağı mesajı verilmiştir.

Eğer konut için uygun bir alan aranıyorsa, eski piyade taburuna ait, şu anda jandarmanın kullandığı Hamursuz Dağı eteklerindeki alanın, eğitim amaçlı olarak kullanılan büyük bir kısmı boşaltılır ve iskana açılabilir. Jandarmaya da, Düzen mevkiinde veya başka bir alanda yer gösterilebilir.

Hamiş: Akyaka’da bulunan hazineye ait 19 dönümlük zeytinlik alanda, Özelleştirme İdaresi’nin çok katlı imar planı değişikliği yaparak, Akyaka’nın geleneksel mimarisine aykırı bir şekilde betonlaşmaya izin vermesini, kaygı ve esefle izliyoruz.

Hafızasını Arayan Şehir

Cep telefonunuzu kaybettiğinizde, içindeki hafıza kartıyla birlikte insan, hafızasını da kaybetmiş gibi çaresiz ve umutsuzluğa düşüyor. Eğer bir fırsatını bulup hafıza kartınızı yedeklemediyseniz, dost, arkadaş, akraba ve iş konusundaki muhataplarınıza bir an için artık ulaşma imkanınız kısıtlanıveriyor.

Şehirlerin de, bu şekilde hafızaları var mıdır acaba? Mezarlar, türbeler, arasta, çarşı, cami ve medreseler bizi zaman tüneline bağlarlar. Belki dedelerimizin nereden geldiğini çok iyi bilmeyiz ama, şehrin köşetaşı olan bu eserlerle bir nebze geçmişimize uzanırız. Bu aslında, insanın öncelikle kendini bilmesi ve tanımasının arayışıdır.

Muğla şehri bu yönüyle maalesef çok kaza atlatmış. Özellikle 30’lu ve 40’lı yıllarda bir çok tarihi yapımız ve mezarlıklarımız, yeni imar anlayışına kurban edilmiş adeta. Bazılarının fotoğrafları, bazılarının ise ancak anıları bugünlere ulaşabilmiş.

Milletvekili Yüksel Özden’in girişimleriyle, Muğla İl Özel İdaresi ve Muğla Müftülüğü tarafından “Muğla’nın Manevi Mimarları” adı altında bir çalışma başlatıldı. Yüksel beyin ifadesiyle bu proje “yerin altındakilerle, üstündekileri barıştırmayı” hedefliyor. Bu çalışma vesilesiyle, birçok üzücü olay yeniden gündeme geliyor.

Prof.Dr.Namık Açıkgöz’ün ifadesiyle “Muğla’nın son büyük hafızası olan Mevlevi şeyhi ve aynı zamanda mahkeme-i şer’iyye kâtibi Hoca Mustafa Fehmi Efendi (Kocamustafendi)” nin türbesi de bundan nasibini almıştır. Bugün için Devlet Hastanesi’nin, Eren Sitesi’ne bakan cephesinde bulunan türbe, gazeteci Ünal Türkeş’in hatıralarına göre, torunu olan belediye başkanı İskender Alper ve dönemin valisi Recai Güreli tarafından imar çalışmaları gerekçe gösterilmek suretiyle yıkılmıştır.

Ne acı bir durum değil mi? Torunu, dedesinin türbesini yıkıyor. Mezarını dahi nakletmeye fırsat bulamıyorlar. Mustafa Fehmi Efendi, son devrin hafız-ı kütübü (kitapların koruyucusu) olup bin beşyüz kadar el yazması ve matbu eseri bir araya getirerek Şeyh Camii yanındaki kendi kütüphanesini kurmuştur. Her ne kadar buradaki elyazması eserler bugün Süleymaniye ve Konya kütüphanelerine nakledilmiş olsa da, Muğla Müftümüz Hasan Başiş, eski kütüphane binasını şehrin sosyal hayatına kazandırmak için gerekli çalışmaları başlatmış.

Kaderin garip cilvesine bakın ki, Ulalı “şair ve diplomasız mimar” Nail Çakırhan, sosyalist görüşleri nedeniyle yıllarca hapiste yatmasına karşılık, 1983 yılında Ağa Han Mimarlık ödülünü Topkapı Sarayı’nda dönemin cunta lideri Kenan Evren’in elinden alır. Kazandığı para ödülüyle de, Konakaltı’nda bulunan tarihi hanı restore ettirir. Muğla Belediyesi de, sonradan bu hana şehirde 1931-1950 yılları arasında belediye başkanlığı yapmış İskender Alper’in ismini verir.

Şehrin hafızasına yönelik cerrahi müdahaleler sonraki dönemlerde de devam etmiştir. Kurşunlu Camii’sinin karşısında bulunan tarihi Kocahan yıkılarak, yerine vasıfsız dükkan ve işyerleri yapılmıştır. Cumhuriyet nesli, kendi yapılarına da sahip çıkmamış, güzelim “Muğla Şehir Kulubü” binasını yıkarak, yerine ucube bir Ziraat Bankası binası kondurmuştur.

Büyük İslam düşünürü Farabi (872-950), ünlü eseri “Al-Madine al-Fadıla” da; “Faziletli Şehir” in insanlarını birbirine bağlayan en önemli iki faktörün aşk ve adalet olduğunu söyler. Bunlar olmadan o şehrin insanları mutluluğa erişemezler. Aşk, “Faziletli Şehir” in çeşitli kısımlarını ve halkını birleştirir; adalet ise bu birliğin bozulmamasını sağlar.

Önümüzdeki dönemde şehri yöneteceklerin, gücünü şehre boyun eğdirmek için kullanmayıp, şehri geçmişte aşkla mayalayanların önünde saygıyla eğilmeleri beklentisini taşıyoruz.

Kaynak: Çağrı Alper, http://www.muglagundemgazetesi.com/cagri-alper